ARI HASTALIKLARI

Posted on: Eylül 10th, 2011 by
Comments Requested

AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdede arılar ve arıcılarımız için büyük sorun oluşturmaktadır. Etmeni Paenibacillus larvae’dır. Gram (+), flagellalı ve spor oluşturan bir yapıya sahiptir. Katalaz (-) ‘tir ve ergin arılar üzerinde bir hastalık oluşturmaz. Olumsuz çevre koşullarında spor oluşturarak uzun yıllar canlı kalabilir. Ülkemizde ihbarı mecburi tek arı hastalığıdır.
BULAŞMA
Bulaşma genellikle arıcılarımızın daha önce infekte kovanda kullandıkları ve sterilize olmayan alet ve ekipmanı kullanmaları, hastalıklı ve zayıf kolonileri sağlam kolonilerle birleştirmeleri, kaynağı belli olmayan balla arıların beslenmesi gibi sebeplerle hastalık bulaştırılır. Ayrıca hastalık sebebiyle zayıflamış olan kovanın diğer arılar tarafından yağmalanması sırasında hastalığın sporları sağlam kovanlara taşınır. Bu hastalıktan ölmüş yavrular çürüyüp göz içinde kalırlar. İşçi arılar bu ölmüş larvaları atarlarken kendi vücutlarına bulaşmış olan sporlarla diğer gözlerede bu hastalığı bulaştırırlar.
HAYAT EVRESİ
Arı larvalarına infeksiyon, sporlarla infekte olmuş besinlerin ağız yoluyla alınması ile olur. İşçi ve erkek arı larvaları ilk 3 gün arı sütü ile beslendiklerinden hastalığa yakalanmazlar. Ancak daha sonra polen ve bal ile beslenmeye başladıklarında hastalığa yakalanırlar. Hastalığın oluşabilmesi için bakterinin spor formunun vücuda alınması gerekmektedir. Larvalar besinlerle birlikte sporları ağız yoluyla sindirim sistemine alırlar. Sporlar larvanın vücuduna girdikten 1 gün sonra bağırsağa geçer ve burada basil formunu alır. Basil formu hemolenfe geçerek çoğalmaya başlar. Bu devrede hastalığın şiddeti artar. Basiller prepupa ve pupa dönemine girmiş larvanın bağırsak çeperini tamamen eriterek vücut boşluğuna yayılır. Yavrular 9-11 gün sonra ölürler. Ölen yavrular koyu kahverengi bir pelte halini alırlar. Temizlenemeyen petek gözleri tehlikeli bir enfeksiyon kaynağıdır.
BELİRTİLERİ
Hastalıktan ölmüş yavruların bulunduğu gözler kolay kolay temizlenemez. Bu durumda ana arı buralar temizleninceye kadar yumurta atmayacağından yavrulu alan düzenli değil dağınık bir görünümdedir.
Hastalıktan ölen arılar göz içinde sulu yumuşak bir pelte kıvamını alır. Bu durumda göze bir çöp sokup karıştırılarak çekildiğinde 6-8 cm kadar bir uzama görülür. Bu belirti Amerikan Yavru Çürüklüğü için ayırt edici bir özelliktir. Ancak bu uzamanın görülmesi her zaman bu hastalığın olduğu anlamına gelmez. Avrupa yavru Çürüklüğü gibi bazı hastalıklardada çeşitli bakteriler devreye girerek bu uzamayı sağlayabilir.
Kovan açıldığında çürüğen yavrulardan kaynaklanan ekşisi bir tutkal kokusu hissedilir.
Hastalıklı kolonide gelişme hızı düşer, ergin arı sayısı ile yavru miktarında büyük azalma görülür. Arıların polen ve nektar toplama aktivitesi azalır.
Larvaların rengi sararmış, ileri dönemlerde kahverengileşmiştir.
Ölümler genelde kapalı gözlerde olur.
Ölen larvalar sulu ve yapışkan olup göz tabanına yapışırlar. Yapışkan kalıntının gözlerden dışarı atılması ve gözün temizlenmesi oldukça zordur. Bu kalıntılar zamanla kuruyarak milyarlarca sporu içeren bir tabaka halinde gözün tabanına sıvanırlar
Yavru pupa döneminde ölmüş ise dil sertleşerek petek gözünü deler. Avrupa Y.Ç.’de ölümler genellikle larva döneminde olduğundan bu durum ortaya çıkmaz.
TEŞHİS
Semptomlara bakarak bu hastalığı teşhis etmek kolaydır. Deneyimli bir arıcı bunu teşhis edebilir. Ancak ne kadar deneyimli olursanız olun yinede bazı hastalıklarla karıştırma riski vardır. Bu yüzden hastalıktan şüpheli kovandan örnek alınarak bir laboratuara gönderilmelidir. Hastalığın teşhisi tüm semptomlarla birlikte laboratuar muayenesi sonucu ortaya çıkar.
Holst süt testinin temeli bakterinin sporlanma döneminde oluşturduğu protein parçalayan enzimlere dayanır. Yağsız süt tozundan %1′lik hazırlanan çözeltiden 3-4ml eriyik bir cam tüp içerisine alınır. Hastalıklı göze bir kibrit çöpü sokulur ve materyal cam tüpteki eriyiğe batırılır. Tüp 36oC’ de 15-20 dakika bekletilir. Eğer P. larvae sporları varsa bulanık çözelti berraklaşır. Avrupa Y.Ç ve Tulumsu Y.Ç’ nde proteolititik enzimler oluşmaz. Bu durumda sütün proteini parçalanamayacağından dolayı berraklaşma olmaz. Ayrıca Katalaz testi de yapılır.
KORUNMA
Bu hastalıkla ilgili herhangi bir tedavi yöntemi yoktur. Bazı arıcılılarımız yasak olmasına rağmen arılarında antibiyotik kullanarak bu hastalığı tedavi etmeye çalışsalarda antibiyotiklerin sporlara etkimemesinden dolayı hastalık tekrar ortaya çıkar. Bu sebeple hastalıkta en önemli nokta korunmadır.
Hastalık taşıyan kovanlar kesinlikle nakledilmemelidir.
Zayıf kovanların birleştirilmesi ve yavrulu çerçeve takviyesi gibi işlemler kontrolden sonra yapılmalıdır.
Arıcılıkla ilgili bütün malzemeler temiz tutulmalı ve dezenfekte edilmelidir.
Etrafta petek ve bal artıkları bırakılmamalıdır.
Kovanlar kuvvetlendirilmeli, gerektiğinde vitaminli şurup ve kekle beslenmelidir. Böylece arının direnci arttırılarak hastalıktan en az miktarda etkilenmesini sağlanmalıdır.
Kaynağı bilinmeyen ballar oğullar ve koloniler arılığa sokulmamalı ve şaşırmalar önlenmelidir.
Diğer arı hastalıkları ve parazitleriyle mücadele edilmelidir.
Eğer hastalık çok ilerlemişse kovan gövdesi hariç arılar çerçevelerle birlikte yakılmalıdır.
Bu hastalık ihbarı mecburi hastalıklar arasındadır ve herhangi bir kimyasal ilaçla tedavisi yoktur. Hastalıktan korunmanın en iyi yolu koruyucu tedbirleri almaktır.
Bulaşık malzeme ve peteklerin dezenfeksiyonunda potasyum hipoklorit ve formaldehit (%2′lik) kullanılabilir. Ancak özellikle formaldehit uygulamasında dikkatli olunmalıdır. Çünkü bal formalini absorbe eder ve formalin arılar için öldürücü olabilir. Formalin uygulanmış bal ve petekler arılara verilmemelidir ve imha edilmelidir.
Küllü Su : Potasyum hipoklorit yoksa, metal arıcılık malzemeleri % 1′lik küllü suda 1 saat kaynatılarak da dezenfekte edilebilir. Bunların haricinde zefiran (benzalkonyum klorür), hidrojen peroksit ve kloramin’de kullanılabilir.

KRONİK ARI FELCİ 

Hastalığın etmeni RNA yapıdaki bir virüstür. 1991 yılında tüm coğrafi bölgelerimizde görülmüştür. Hastalık genelde haziran ve temmuz aylarında görülür. Sonbaharda ise hastalıkta azalma olur. Birçok arıcı bunu tarım ilaçlarından ileri gelen zehirlenmelerle karıştırmaktadır. Virüsün inkübasyon ısısı optimum 35oC’dir. Bulaşma şekli kesin olarak bilinmemekle beraber arılar arasında bal alışverişi ile olduğu sanılmaktadır.
Hastalığın en önemli belirtisi üzerlerine duman verildiği halde arılar vızıltı çıkarırlar fakat uçmazlar.bacak ve kanatları sürekli şekilde titrer. Hasta arıların bal midesindeki sıvılar dışarı atılamadığı için karınları nosemalı arılarda olduğu gibi şişkindir. Hasta arıların vücut kılları döküldüğü için parlak ve cilalı bir görünümü vardır, abdomen normalden daha ufakmış gibi görünür. Vücut yüzeyleri koyu esmer bir renk alır. Hasta arılar 2-4 hafta içinde ölürler.
Hastalık nedeniyle tarlacı arıların sayılarında görülen azalmadan dolayı kolonideki yavru gelişimi olumsuz etkilenir. Bundan dolayı genç arıların sayısında bir azalma görülür. Bakıcı arıların azalması sonucu koloninin düzeni bozulur.
SBPV virüsü ergin arıların sinir sistemini tahrip eder. Sinir hücrelerinin içinde yayılır ve istem dışı kasılmalara sebep olur.

AVRUPA YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ 

Etmeni Melissococcus pluton’dur. Ancak bu hastalık oluştuğunda genelde ortamda Bacterium, eurydice, Bacillus alvei ve Bacillus laterasporus bakterileride bulunabilir. Özellikle bunlardan Bacillus alvei’nin ortamda bulunması ölen yavrularda çürümeğe ve uzamaya sebep olduğundan Amerikan Y.Ç. ile bu hastalığın karıştırılmasına neden olabilir.
BULAŞMA
Bulaşma genellikle arıcılarımızın daha önce infekte kovanda kullandıkları ve sterilize olmayan alet ve ekipmanı kullanmaları, hastalıklı ve zayıf kolonileri sağlam kolonilerle birleştirmeleri, kaynağı belli olmayan balla arıların beslenmesi gibi sebeplerle hastalık bulaştırılır. Ayrıca hastalık sebebiyle zayıflamış olan kovanın diğer arılar tarafından yağmalanması sırasında hastalığın sporları sağlam kovanlara taşınır.
HAYAT EVRESİ
Larvalar bakteriyi besleyici arıların getirdikleri besinlerle sindirim sistemine alırlar. Mide ve bağırsakta gelişmeye başlar. Larva, pupa dönemine girdikten sonra etmen bağırsaktan dışkı ile petek gözün içine atılır. Petek gözün içindeki bu atıkları işçi arılar temizlik esnasında alır ve dışarı atarlar. Ancak bu sırada diğer larvalarada bakteriyi bulaştırırlar.
Patojen bakteri yavrunun gıdasını ve bağırsak içeriğini hızla tükettiği için larvanın pupa dönemine çok zayıf girmesine veya pupa döneminde ölmesine neden olur. Ölümler diğer fırsatçı patojenlerinde olaya karışması ile hızlanır.
BELİRTİLERİ
o Petek üzerinde yavrulu alan düzgün olmayıp açık ve kapalı gözler birbirine karışmıştır.
o Ölümler genellikle açık gözlerde larva döneminde görülür(%90), eğer ölüm gözler kapandıktan sonra yani pupa döneminde olmuşsa göz kapağı delinir ve rengi açılır.
Larvanın rengi önce sarıya, sonra kahverengi ve siyaha dönüşür.
o Ölü larvalar sulu ve yumuşaktır.
o Hastalıklı kolonide gelişme hızı düşer, ergin arı sayısı ile yavru miktarında büyük azalma görülür. Arıların polen ve nektar toplama aktivitesi azalır.
o Kapalı petek göz üzerindeki sır tabakasının rengi matlaşarak içeriye doğru çöker.
o Ölü larvanın kıvamı önceleri sulu ve yumuşak, sonra sertleşerek hamur kıvamı alır.
o Ölü larvalar tabanın dibine yapışmaz
o Kovandan kokuşmuş et kokusu gelir.
o Her üç bireyin larvası da bu hastalığa yakalanır.
o Hastalıklı larvalar genellikle bakıcı arılar tarafından dışarı atıldığı için güçlü kolonilerde uzun süre fark edilmeyebilir. Ancak ölümler çok fazla olursa ve kovan güçlü değilse larvalar atılamaz ve petek gözü içerisinde çürümeye başlarlar.
o Ölü larvalar petek gözü tabanında C şeklinde kıvrılmış durumdadırlar. Gözün tabanına yapışmazlar ve petek göze bir kibrit çöpü sokulduğunda gözden rahatlıkla çıkarılabilirler.
o Göze bir çöp sokularak karıştırıldığında 2-4 cm kadar bir uzama gözükür.

AMERİKAN Y.Ç. İLE AVRUPA Y.Ç. ARASINDAKİ ÖNEMLİ FARKLAR

Bu iki hastalığın belirtileri arasında 3 belirti çok önemlidir. Bunlar;

1- Ölmüş larvaların gözün tabanında C harfi şeklinde görülmesi. Amerikan Y.Ç.’nde ölümler larva pupa döneminde kapalı gözlerde oluşur. Bundan dolayı C şeklinde ölmüş yavru gözükmez.
2- Ölen yavruların gözün tabanına yapışmaması. Amerikan Y.Ç.’nde çürüme oluştuğundan dolayı gözün tabanına yapışma olur.
3- Ölü yavru bulunan göze çöp sokulduğunda yavrudaki çürüme miktarı A.Y.Ç’ne göre daha az olduğundan uzama miktarıda azdır (2-4 cm kadar uzar)

Ancak teşhis koyabilmek için tüm belirtilerin birlikte ele alınması gerekmektedir.

KORUNMA
Bu hastalıkla mücadelede herhangi bir preperat bulunmadığından korunmaya önem verilmelidir.
o Hastalığın bulaşması ve yayılma şekli Amerikan Y.Ç’ne çok benzediğinden koruma ve kontrol yöntemleri genel olarak aynıdır.
o Hastalıklı koloniler başka bir yere taşınmamalı ve diğer kolonilerle birleştirilmemeli
o Koloniler şurup ve keklerle güçlendirilmeli
o Kullanılan alet ve ekipmanlar temiz olmalı
o Kullanılan temel petek ,polen vb. temiz olmalı
o Diğer hastalık ve parazitlerle özellikle varroa ile mücadele edilmelidir.
o Yağmacılık ve şaşırma önlenmelidir.
o Beslemede bulaşık bal, polen, şurup veya kek kullanmamalıdır.
o Ana arı değiştirilmeli ve genç ana arılarla çalışılmalıdır.

BAL MUMU GÜVESİ 

Büyük balmumu güvesi (Galleria melonella L.) larvaları bal ve depolanmış polenler üzerinde beslenerek ağır ekonomik kayıplara neden olur. Sağlıklı kolonilerde G.melonella’nın zararı işçi arılar tarafından etkili bir şekilde kontrol edilebilir. Ancak zayıf kolonilerde büyük kayıplar meydana getirir. Larvaları özellikle havalandırması yetersiz olan sıcak depolardaki kovanlarda, ballı veya süzülmüş çerçevelerde büyük ürün kayıplarına neden olur. Ürün kaybının temel sebebi çok hareketli olan larva dönemleridir. Larvalar beslenmek için balmumu içerisinde tüneller açarak ilerlerler ve peteğin yapısını bozarlar. Yumurtalarını bal arılarının ulaşamayacağı yarık ve deliklere yumurtlarlar. Normal koşullarda (24-26oC) bu yumurtalardan 5-8 günde larvalar çıkar. Yeni çıkan larva ipeksi yapılı bir tünelde peteğin tabanına doğru ilerlemeye başlar. Sıcaklık ve besine bağlı olarak 1-5 ay beslenir ve büyür. Bu dönem sonunda larva boyu 1 mm’den 22 mm’ye kadar büyür. Peteklere en çok bu larva dönemindeyken zarar verir. Larvalar polen yanında arı larvası gömleği ve dışkı ile beslenir. Sadece balmumu ile beslenen larva gelişmesini tamamlayamaz. Larvaların gelişmesi için en uygun sıcaklık 29 – 35oC’dir. 4 – 5oC’de ise gelişim tamamen durur. Düşük rakımlı yörelerimizde tahribatı daha fazladır. Sıcak ve ılıman iklime sahip kıyı şeridinde daha fazla hasara sebep olur. Özellikle Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinin düşük rakımlı kesimlerinde ciddi ürün kayıplarına neden olur. Ülkemizde yalnızca Kars’ta görülmemektedir.
MÜCADELE
Mücadelede pek çok kimyasal, biyolojik ve fiziksel yöntem kullanılmaktadır. -15′te 2 saat ve -12oC’ 3 saatlık düşük ısı uygulamalarında zararlının tüm gelişme dönemleri ölmektedir. 49oC’de 40 dakikalık ısı uygulaması ile balmumu içine gizlenmemiş halde bulunan olgun larvaları öldürülebilir. Kullanılan kimyasallar bal ve balmumunda kalıntı bırakmaktadır. Soğutma ve ısıtma teknikleri ise pahalı olmaktadır. Buna karşın biyolojik olarak B. thuringiensis bakterileri kullanılır. Ticari olarak hazırlanmış toz veya süspansiyon olarak satılır. G. melonella bu materyali çok az miktarda almış bile olsa ölür. Bal mumu güvesinin en etkili düşmanı arılardır. Bu nedenle kolonileri güçlü tutmak çok önemlidir. Güçlü kolonilerde arılar güve larvalarını kovan dışına taşıyarak zararlı etkilerinden kurtulurlar.

DİZANTERİ 

Dizanteri, bulaşıcı olmayan ve hazım bozuklukları nedeniyle ergin arıların ishale yakalanmaları şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık birçok sebepten dolayı ortaya çıkabilir. Bunlar arasında Fermente olan gıda stokları, sonbaharda sulandırılan şurupla besleme , kirli şurupların verilmesi, rutubet yada nemlilik, arıların uzun süre kapalı tutulmaları, akide,pekmez,lokum,ham şekerle yapılan beslemeler sayılabilir.
BELİRTİLERİ
Uyuşuk arılar, şişen abdomenler, sarıdan kahverengiye kadar dışkı ile bulaşan kovanlar, hastalık hafif seyrediyorsa koloniye fazla zarar vermez ancak nosemayla birlikte seyrediyorsa nosemanın yayılma hızını arttırır. Hastalık şiddetli seyrederse toplu ölümler başlar ve koloni sönebilir.

KİREÇ HASTALIĞI 

Kireç hastalığının etmeni fırsatçı bir mantar olan Ascosphaera apis ‘tir. A. apis sporları sadece arı larvalarında hastalık yapar. Çoğalma sporlanma ile olmaktadır. Spor oluşumu için iki cinse ait misellerin biraraya gelmesi gerekir.
HASTALIĞIN NEDENLERİ
Bu hastalık bir mantar hastalığı olduğundan dolayı en önemli nedeni kovan içi nemdir. Kovan içinin nemi normalden daha fazla ise hastalık hızla yayılır.
Bakterilerle mantarlar arasında bir antagonizma vardır. Bakterileri öldürmek için yoğun antibiyotik kullanıldığında bu mantar için uygun bir ortam oluşturulur ve hastalık hızla yayılır.
Stres (Olumsuz koşullar, Açlık)
Diğer hastalık ve zararlılar.
Uygun olmayan kullanılmış siyah petekler
Arılar tarafından kovan temizliğinin doğru yapılmaması. Bazı arı ırklarının temizlik içgüdüleri fazla gelişmemiştir. Bu durumda temizlenemeyen kovanda hastalığın yayılması kolay olur.
Hastalığa duyarlı koloniler
BULAŞMA VE HAYAT EVRESİ
Mantar sporları toprakta, bitkilerde, su kaynaklarında, polen ve bal toplayan tarlacı arıların vücut kılları arasında bulunabilir.
Fungus ergin arılarda hastalık yapmaz, larvalara işçi arılar tarafından besinlerle bulaştırılır. İlk 3 gün bulaşma olmaz. Çünkü bu dönemde arı sütü ile beslenirler. Arı larvaları açık yavru gözlerinde 4-5 günlük olduklarında bulaşma gerçekleşir. Süre geçtikçe larvaların hastalığa yakalanma riskleri azalır. Ölümler genellikle olgun larva veya pupa döneminde olur.
Besin yoluyla arı larvasına bulaşan mantar sporları, larvanın orta bağırsağında gelişerek misel oluştururlar. Gelişen miseller, daha sonra bağırsak çeperini delerek karın boşluğuna yayılır ve bir kısmıda larvanın ekzoderm tabakasını delerek dışarı çıkarlar. Bu dönemde larvada büyüme durur ve ölümler görülmeye başlanır. Larva derisinden dışarı yayılan mantar miselleri, vücut yüzeyinde beyaz kümeler oluşturur. Larva giderek sertleşir ve mumya görünümü alır.
Larva eğer tek bir cinsiyete ait miseller ile kaplanmışsa mumyalar beyaz renktedir. Bu yüzden bu hastalığa kireç hastalığı adı verilir. Eğer fungusun miselleri iki cinsiyetede ait iseler mumyalaşmış larvada larvada siyah benekler veya koyu gri noktalar görülür.
BELİRTİLERİ
Kolonideki arı sayısının çeşitli nedenlerle azalması sonucunda yavrulu çerçevelerin dış kenarında bulunan erkek arı larvalarının gelişmesi için gerekli olan optimum sıcaklık sağlanamaz. Eğer mantar sporları bu sırada aktif hale geçerse, hastalığın ilk belirtileri yavrulu çerçevelerin kenarındaki erkek arı gözlerinde görülür. Hastalığın ileri dönemlerinde çerçevenin orta kısımlarında da mumyaları görmek mümkündür. Temizlikçi arılar açık veya kapalı gözlerdeki mumyaları buradan çıkartarak kovanın dip tahtası veya uçuş tahtası üzerine bırakırlar.
Kurumuş mumya larvaları petek gözüne yapışmazlar.
KORUNMA
Hastalığın asıl kaynağı nemdir. Nemli ortamlarda mantarlar çok hızlı bir gelişme gösterirler. Korunmada temel nemin düşürülmesidir.
Hastalık yapan sporlar soğuk ve nemli havalarda daha hızlı gelişme gösterdiği için kovanın dip tahtası nemli toprak üzerine konulmamalıdır.
Kışlatmanın kapalı yerlerde yapılması durumunda, kovan içinde nemin yükselmesine engel olunmalı, nem çekici örtü malzemesi kullanılmalıdır.
Hastalık nedeniyle zayıflamış kolonilere, genç arılı çerçeve ilave edilmeli.
Kolonide stres yaratan açlık, aşırı antibiyotik kullanımı ve diğer hastalıklar gibi faktörlerden koloni korunmalıdır.
Bulaşık koloninin ana arısı mutlaka değiştirilmelidir.
Hastalığa hassas olan kolonilerle çalışmaktan kaçınılmalıdır.
Arıların protein ihtiyaçlarını karşılamak için hazırlanan keklere katılan bira mayası, süt tozu ve soya unu gibi maddeler arının sindirim sistemi ortamını bazikleştirir ve yüksek protein içeriğinden dolayı bakteri ve mantarların gelişmesini arttırır.
Bu hastalığa karşı etkili bir ilaçla mücadele yöntemi geliştirilememiştir. Ancak %0,7′lik timol solüsyonu veya %4′lük formaldehitin gömeçler üzerine püskürtülmesi şeklinde uygulamalar mevcuttur.
Bu mantar heterotallik olduğundan dolayı koloniye bulaşmış olsa dahi yaylıma şansı çok azdır ve arılar bu hastalığı kendileri yenebilirler.

NOSEMA 

Etmeni Nosema apis adı verilen bir protozoadır. Spor oluşturarak çoğalırlar. Ergin arı hastalığıdır. Tüm arı bireylerinde görülebilir. N.apis arılarda ishale sebep olurken diğer birçok bakteri ve amip bağırsak içindeki bu üremeye paralel olarak gelişir ve hastalığı dahada şiddetli hale getirir.
HAYAT EVRESİ
N. apis sporları ergin bal arılarının sindirim sistemine bulaşık yiyecek veya sularla girer. Alındıktan kısa bir süre sonra ventrikülüs epitel hücrelerine geçer ve burada üremeye başlar.
Bağırsak epitelinde çoğalan sporlar, hücreyi parçalayarak bağırsak lümenine düşer. Burada ayrı ayrı epitel hücrelerine girerek onlarıda infekte ederler. Bu şekilde birçok epitel hücresi tahrip olur. Bunun sonucunda sindirim salgısı salgılayamadıklarından sindirim sisteminin işlevi bozulur.
Nosema sporları hastalığa yakalanmış arının dışkısında bulunur. Bal, polen, petekler ve kovan dip tahtası sporla bulaşır. Soğuk ve yağışlı havanın uzun süre devam etmesi durumunda arılar uçuşa çıkamazlar ve dışkılarını kovanın içine bırakmak zorunda kalırlar. Bu ortamda hastalık çok hızlı yayılır.
BELİRTİLERİ
Hastalığın erken dönemlerinde belirtiler net olmadığı için teşhis ve tedavide genellikle geç kalınmaktadır. Belirtiler ölümden kısa süre önce görülür.
Kronik dönemde arıların huzursuz davranışları, susuzluk çekmeleri, sulu dışkı yapma, ve dinlenme sırasında titredikleri görülür. İğneleme refleksi kaybolmuştur.
Bağırsakta biriken sindirilmemiş katı besinlerin artması hasta arının karın kısmının şişmesine neden olur. Sonuçta trakea keseleri şişen bağırsakların yaptığı basınçtan dolayı sıkışır ve kan dolaşımı sağlıklı bir şekilde yapılamaz. Bu durumda vücut için yeterli oksijen sağlanamaz.
Oksijen eksikliğinden dolayı arılar uçamaz, yerde sürünür gibi yürürler. Kanat ve vücutları titrer. Kasılma ve felç gibi belirtiler ortaya çıkar. Kanatları ayrık pozisyondadır.
Belirtiler ilkbaharda yavru gelişimi ile ortaya çıkar. Yazın baskı altına alınır. Sonbaharda ekim ve kasım aylarında tekrar görülür.
Normalde kırmızı kahverengi olan bağırsağın rengi sporların etkisiyle gri beyaz renkte ve şişmiş olarak görülür.
Nosemanın yaptığı zararlı etkilerin temelinde bağırsak hücrelerini parçalaması vardır.
Bağırsak hücrelerinin işlevi engellendiğinden besinler tam olarak hazmedilemezler. Epitel hücrelerinin protoplazmalarını tükettikleri için sindirim enzimlerinin miktarı azalır. Bunun sonucunda besinlerden yararlanma azalır. Koloni zayıflar, yavru bakımı azalır ve bal verimi düşer. Ana arı nosemaya yakalanmışsa yumurta bırakma kapasitesi azalır.
TEŞHİS
Teşhiste belirtiler çok önemlidir. Ancak kesin teşhis, belirtiler ve protozoonun sporlarının mikroskopta görülmesi ile olur.
Teşhis yöntemlerinden biride mikroskobik muayenedir. Bir pens yardımı ile çıkarılan bağırsak bir lam üzerine yerleştirilir. Üzerine bir damla distile su ve bir damlada nigrosin boya damlatılır. Lamelle kapatılarak hafifçe bastırılır ve mikroskopta bakılır. Nosema sporları siyah zemin üzerinde parlak oval şekilde görülür.
KORUNMA
Nosemada korucu önlemler almak tedaviden daha önemlidir. Bunun için Arılıklar rutubetten korunmalı, hasta koloniler tedavi edildikten sonra dezenfekte edilmiş kovana alınmalı,
koloniler ilkbahar ve sonbaharda güçlendirilmeli, yaz sonunda yavru gelişiminin durmasına izin verilmemeli, bu dönemde yapılacak bakım ve besleme ile genç arı sayısının artması sağlanmalıdır.
TEDAVİ
Arı kolonilerine koruyucu olarak ilkbahar ve sonbahar aylarında fumagillin içeren şurup verilerek hastalığa karşı etkili bir önlem alınabilir.
Sonbaharda 2:1, ilkbaharda 1:1 oranında şurup hazırlanır. Hazırlanan 25 lt şuruba 25 g olan 1 şişe Fumagillin etken maddeli ilaç eklenir. (Fumidil-B) Isıtılarak hazırlanan şurup soğuduktan sonra, içerisine ilaç eklenerek karıştırılmalıdır. Hazırlanan karışımdan her koloniye 4lt verilmelidir.
Bulaşık kovan ve petekler 49oC’lik ısıda sterilize edilir. Bu amaçla arısız kovan ve petekler 49oC’de 24 saat tutularak sporlar etkisiz hale getirilir. Bulaşık ekipmanların fumigasyonu için erken ilkbaharda emici bir maddeye 125cc %80′lik asetik asit emdirilerek arısız her kovanın çerçeveleri üzerine konur. Kovan gövdeleri üst üste yerleştirilerek açıklıkları bantla kapatılır ve bu şekilde 1 hafta fumige edilir. Fumigasyondan sonra en az 2 gün havalandırılır ve bu şekilde kullanılır.

SEPTİSEMİ 

Etmeni: Pseudomonas apiseptica olarak identife edilen bakteridir. Hastalık kan zehirlenmesi olarak bilinir. Bu bakteri Gram (-) ve spor oluşturmayan yapıdadır.
BULAŞMA VE YAYILMA
Bu hastalığa neden olan bakteri doğada nemli toprakta, bitkilerde durgun sularda ve bataklıklarda bulunur. Çeşitli yollardan arının trake sistemine girer ve buradan kan sıvısına girerek hastalık yapar. Hastalık özellikle havalandırması yetersiz ve yüksek nem bulunan kolonilerde görülür. Ayrıca yoğun bir şekilde yapay gıdalarla beslenen arılarda ortaya çıkar.
BELİRTİLERİ
Septisemiye yakalanan arılar hızla ölürler. Kan sağlıklı arılarda kan solgun sarımtırak renkte iken hasta arılarda açık kahverenginden tebeşir beyazına dönüşür. Hastalığa yakalanan arılarda kaslar hızla refleks kaybına uğrar, uçma yeteneği kaybolur, besin tüketimi durur, koloni zayıflar. En yüksek ölüm düzeyi bulaşmadan 20-36 saat sonra görülür. Ölen arılar ele alındığında baş, göğüs, kanat ve bacak gibi vücut kısımları hemen ayrılır. Ölü arılarda kokuşma görülür.
KORUNMA VE KONTROL
Koloniler güneş alan ve hava akımı olan arılıklarda tutulmalıdır. Arılık yeri nemli olmamalı ve kovan içinde nem birikmemelidir. Arılar üzerinde stres yapabilecek uygulamalardan kaçınılmalıdır. Varroa ve nosema ile mücadele edilmelidir. Yoğun yapay yemlemelerden kaçınılmalıdır.

VARROA 

Önceleri Varroa jacobsoni olarak bilinen bu akarın aslında Varroa destructor olan farklı bir akar türü olduğu ortaya çıkmıştır. Kolonilerde tespit edilen 30 kadar farklı akar türünden sadece birkaçı arılara zararlı olmakta ve arıcılık için önem taşımaktadır. Varroa destructor bunlardan bir tanesidir. Arılar ve arıcılarımız için en büyük sorunlardan biridir. İhbarı mecburi hastalıklar arasında iken Temmuz 2007′de ihbarı mecburi hastalıklar listesinden çıkarılmıştır. Varroa arıların hemolenfini emerek beslenir. 1976 yılında ülkemize bulaşmış ve 1980 yılına kadar kovanların %20-25′inin kaybedilmesine neden olmuştur. Bu akarın erkekleri hemolenf ememez. Arılar üzerinde hemolenf emen yalnızca dişi akarlardır.

BULAŞMASI
Varroanın ülkemizde hızla yayılmasının en önemli nedeni ülkemizde yoğun olarak yapılan gezginci arıcılıktır. Varroa enfestasyonunun olduğu bölgeye götürülen arılara bulaşan varroalar buradan diğer bölgelerede yayılmıştır. Bulaşması ve yayılması genel olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

Bulaşık kolonilerden sağlıklı kolonilere yavru ve genç işçi verilmesi
Kolonilerin kontrolsüz olarak birleştirilmesi ve suni oğul üretimi ile yeni kovanların oluşturulması
Bulaşık arıların kovanlarını şaşırarak diğer kovanlara girmesi, özellikle erkek arıların kovanlarını şaşırmaları
Oğul kontrolü için gerekli önlemlerin yeterince alınmaması ve başıboş çıkan oğulların kaçması
Arılık içerisinde ve arılıklar arasında zayıf koloniler nedeniyle sık sık yağmacılık yapılması
Etkili olmayan yöntemlerle zararlıya karşı yapılan kimyasal mücadeleden olumlu sonuç alınamaması
Zararlı ile bulaşık olduğu bilinen ülkelerden kontrolsüz paket arı, ana arı veya arı kolonisi alınması
Gezginci arıcılığın yeterince denetlenmemesi
Zararlı ile toplu mücadeleye önem verilmemesi

HAYAT EVRESİ
Ergin dişi akar koyu kahverengi olup enlemesine oval şekildedir. Ortalama 1,10 mm uzunluğunda 1,57 mm genişliğindedir. Sert bir kitin tabakası ile kaplıdır. Üstten bakıldığında ağız parçaları ve bacakları gözükmez. Vücudu ketom adı verilen kıllarla kaplıdır. Bu kılların görevi varroanın arıya daha sıkı yapışarak düşmesini önlemektir. Erkek Varroalar ise 0.8-1 mm genişliğinde gri-beyaz sarımtırak renktedir. Erkek varroaların ağız yapısı delici-emici yapıya sahip olmadığından arılardan hemolenf ememezler. Bundan dolayı arıların üzerinde yaşayamazlar. Tek görevleri gözlerin içinde bulunan dişi varroaları döllemektir. Varroa’nın faaliyete başlaması ana arının yumurtlamaya başladığı dönemde olur. Sonbaharda kuluçka süresinin bitimine kadar devam eder. Varroalar gelişmekte olan 5-6 günlük larvalı petek gözleri içine gözler kapanmadan 1-2 gün önce girerler. Gözlerin kapanmasından 2-3 gün sonra dişi akar yumurta bırakmaya başlar. Dişi akar yumurtlamak için sırasıyla erkek, dişi ve ana arı gözlerini tercih eder. Optimum şartlarda yumurtaların bırakılmasından 24 saat sonra 6 bacaklı larvalar çıkar. 48 saat sonra 8 bacaklı protonimf halini alırlar. Bu dönemde arıdan hemolenf emmeye başlarlar. Sonraki dönemleri ise deutonimf safhasıdır. Dişiler protonimf ten deutonimf safhasına 5 günde erkekler ise 3-4 günde geçerler. Deutonimf döneminden sonra olgun akarlar oluşur.
Genç dişi akarın oluşma süresi 8-10 gün erkeğin ise 6-8 gündür. Ergin halini alan akarlar hemen çiftleşir ve erkek gözde iken ölür. Bu yüzden arılar üzerinde erkek akara rastlanmaz.
KOLONİYE ETKİSİ
Kısa süreli fakat sık sık hemolenf emerler. Her emmede arı vücut ağırlığının yaklaşık %0,1′ini kaybeder.
Varroalar arıların kitini tabakasını delerler ve bu yaralardan diğer zararlı mikroorganizmalar vücuda girer. Hemolenf emmesi sonucu arı devamlı olarak protein kaybeder. Bu durumda olan arılar her türlü mikrobik enfeksiyondan etkilenebilirler. Mikrobik enfeksiyon ve protein kaybı arıların ömrünü kısaltır.
Koloniler rahatsız olduklarından dolayı kış salkımı yapamaz ve ana arıyı soğuktan koruyamazlar.
Üzerinde 6-10 akar bulunan larvalar gelişemeyip ölür. 5′ten az akar bulunan larvalar ise gelişmesini tamamlamakta ancak kanatsız, tek kanatlı veya bacakları eksik anormal bireyler oluşur.
Erkek arıların sayısı dikkati çekecek kadar azalır.
Varroalar sindirim sistemlerinde taşıdıkları mikroorganizmaları arının kitin tabakasını delerek emgi yaptıkları sırada arılara bulaştırırlar.
Ağırlık yaparak arıların faaliyetlerini yavaşlatırlar
İşçi arıların yavru bakımı zayıflar ve buna bağlı olarak ana arının yumurtlama kapasitesi azalır
Petek gözlerinde ölü larva sayısı fazla ise, arılar bunları dışarı atamazlar. Bu nedenle gözlerde kuruyan larvalar Avrupa Y.Ç. benzeri belirtiler oluşturur.
Akar nedeniyle zayıflayan koloniler kolayca yağma edilir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa bulaşmanın ilk yılında hasta kolonilerin %10′u ikinci yılında %20-30′u üç ve dördüncü yılında ise tamamı söner.

MÜCADELE
Varroanın en önemli biyolojik özelliği gelişmekte olan formlarının ve genç dişilerinin kapalı yavru gözlerinde bulunmalarıdır. Bu nedenle parazite karşı kullanılacak ilaçların etkinliğini ve başarı şansını arttırmak için ilaçlamaların yavrusuz dönemde yapılması şarttır. Mücadele için en uygun dönem kolonilerde kuluçka faaliyetinin ve kapalı yavru gözlerinin en az olduğu erken ilkbahar ve geç sonbahardır. İlaçlamalar balda kalıntı bırakmaması için nektar akımı ile bal hasadı arasında kalan dönemin dışında yapılmalıdır.

Öncelik korunmaya verilmelidir. Unutulmamalıdırki kullanılan çoğu kimyasal balda kalıntı bırakır ve balın kalitesinin düşmesine neden olur. Bundan dolayı varroa ile mücadeleden daha önemli olan korumaya önem verilmelidir.
Yağmacılık önlenmeli bunun için kovan uçuş delikleri daraltılmalıdır.
Arıların kovanları şaşırması engelleyecek tedbirler alınmalıdır.
Yoğun enfestasyona maruz kalmış kovanlar yakılmalıdır.
Kovanın oğul vermesi önlenmelidir.
Kovanlar yerden en az 50cm yükseğe konulmalıdır ve devamlı güneş alan yerler seçilmelidir.

Varroanın en önemli biyolojik özelliği gelişmekte olan formlarının ve genç dişilerinin kapalı yavru gözlerinde bulunmalarıdır. Bu nedenle parazite karşı kullanılacak ilaçların etkinliğini ve başarı şansını arttırmak için ilaçlamaların yavrusuz dönemde yapılması şarttır. Mücadele için en uygun dönem kolonilerde kuluçka faaliyetinin ve kapalı yavru gözlerinin en az olduğu erken ilkbahar ve geç sonbahardır. İlaçlamalar balda kalıntı bırakmaması için nektar akımı ile bal hasadı arasında kalan dönemin dışında dışında yapılmalıdır.

Kimyasal mücadele için seçilecek preperatların doğru zamanda ve doğru dozlarda kullanılması gerekmektedir. Aksi taktirde ya kullanılan ilaca karşı bir direnç gelişir veya hiçbir etkisi olmaz. İlaçlar kapalı yavru gözünde gelişen akarlara etki etmeyeceğinden ilaçlama erken ilkbahar veya geç sonbahar mevsiminde kapalı yavru gözlerinin en az olduğu dönemde yapılmalıdır. Bu mevsimde kovanda balda bulunmayacağından kalıntı sorunuda ortadan kaldırılmış olur. Bunun için formiset, perizin, rulamit gibi kullanılabilecek kimyasalların yanında piyasada thymovar ve obeson adıyla satılmakta olan thymol etken maddeli organik ilaçlar ve oksalik asit, formik asit gibi kalıntı bırakmayan organik asitlerde kullanılabilir. Kimyasal mücadelenin amacı varroayı tamamen yok etmek değil sayısını kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak olmalıdır.

İlaçla mücadelenin yanı sıra değişik bazı yöntemlerlede varroa ile mücadele edilebilir. Fiziksel olarak yapılan mücadelede yüksek ısıdan faydalanılır. Bunun için kovanlar özel hazırlanmış depolarda kovanın sıcaklığı 46-48 oC’ye çıkarıldığında varroaların arıyı terkettikleri görülmüştür. Göz tabanı geniş olan plastik petekler kullanıldığında işçi arılar 18-19 günde gelişimini tamamlayarak ergin dişi arı oluşur. Bu süre içinde varroa gelişimini tamamlayamadığından petek içinde ölür. Ayrıca kış aylarında kovan uçuş deliği genişletilerek arıların kuluçka faaliyetleri azaltılıp varroanın kontrolü sağlanmaya çalışılmaktadır.

Diğer bir yöntem ise biyolojik mücadeledir. Varroalar yumurtlamak için öncelikle erkek arı gözlerini tercih ederler. Eğer kovanın ortasına yarısı örülmüş erkek arı gözü bulunan çerçeve verilirse arılar bunu tamamlarlar. Ana arı buraya dölsüz yumurta bırakır ve varroalar gözler kapanmadan yumurtlamak için bu gözlere girerler. Bu çerçeveler kovandan alınarak yakılır.

TULUMSU YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ 

Etmeni :Marator aitatulas
Etmeni normal mikroskopla görülemeyen bir virüs olup bu hastalık torba çürüklüğü olarak da adlandırılır. Hastalık henüz ülkemizde görülmemekle birlikte komşularımız olan,Yunanistan,Ermenistan,İran ve Gürcistan’da infeksiyon mevcuttur.
HAYAT EVRESİ
o Larvalar bu virüsü, işçi arıların yavru gıda bezlerinden gelen bulaşık salgılarla vücutlarına alırlar. Kuluçka süresi 6-7 gün kadardır. Hasta larvalar, yavru gözleri sırlandıktan kısa bir süre sonra pupa haline geçmeden ölürler. Virüs, larvanın deri değiştirme düzenini bozduğu için eski deri baş kısmından kopamaz ve iki deri tabakası arasında bir miktar sıvı toplanır. Bunun sonucunda baş bölgesi şişkin hale gelerek kıvrılır, vücut adeta tuluma benzer bir görünüm alır.
o Hastalığın yayılmasında kovanı şaşıran erkekler önemli rol oynar.
o Bulaşma, daha çok yavru döneminde yani mevsim başında görülür ve daha sonra kaybolur.
o Hastalık, arıcının hiçbir müdahalesi olmadan yaz aylarında tamamen ortadan kalkabilir. Bulaşık kolonilerde kışın yavru bulunmadığı dönemlerde bile virüs çoğalmasına devam edebilir.
BELİRTİLERİ
o Virüsü taşıyan ergin arılarda hastalık belirtilerine rastlanmaz. Ancak hasta koloniler zayıflar ve bal veriminde düşüş görülür.
o Hasta larvalar pupa dönemine geçmeden ölür.
o Ölümler açık gözlerde az, sırlanmış gözlerde daha fazladır.
o Ölü larvalarda petek gözüne yapışma olmadığı için kolaylıkla çıkarılabilir.
o Larva gömleği ile vücut arasında berrak, yeşilimsi bir sıvı vardır.
o Larvanın rengi başlangıçta beyazdır. Hastalık ilerledikçe saman sarısı ve griye dönüşür. Ölü larvanın rengi gri siyahtır. Daha sonra vücut kurur ve L harfi şeklinde gözün içinde sertleşir.
KORUNMA VE KONTROL
o Bir virüs hastalığı olduğundan ilaçla tedavi yöntemi yoktur. Koloniler hastalığı kolayca yenebilir.
o Ana arısı değiştirilerek kuluçka kısa bir süre içinde olsa durdurulur. Bu arada kovandaki hastalıklı larvaların işçi arılarca tamamen temizlenmesi sağlanır.

TRAKE AKARI 

Arıların tek iç parazitidir. Bu akar hala resmi olarak Türkiye’ye bulaştığı bildirilmemişse de çoğu komşumuz bu akarla bulaşık durumdadır.
HAYAT EVRESİ
Yeni gelişen akarlar cinsel olgunluktadır. Birkaç saat içinde çiftleşir ve 3-4 gün sonra tekrar trakea borusunun içine yumurtlamaya başlarlar. Trakea akarının gözleri yoktur. Trakeayı terk eden dişi ön bacakların ucundaki duyu organları ile yönlerini bulurlar. Genellikle 1. çift stigmadan içeriye girerler. Hava borularının duvarlarını ağızlarıyla delerek arının hemolenfiyle beslenirler. Çiftleşmemiş dişi akarlar arının tüylerine tutunur. Arıdan arıya kolayca geçer. Trake borusunda 4 gün kalır. Bu esnada 7-8 yumurta bırakır. Yumurtalar 14 günde gelişerek dışarı çıkarlar. Dişi 143-174 mm mikron uzunluğunda, erkek akar 125-136 mm mikron uzunluğundadır. Genç arılar bu parazite daha duyarlıdır çünkü hava filtresi görevi yapan trakeadaki fırça tüyleri daha yumuşak yapıdadır. Arıların yaşlanması ile bulaşıklık oranı düşer. Kış salkımında fazla genç arı bulunmadığından akarın arıdan arıya bulaşması ertesi yılın baharına kadar yavaşlar. Yaz aylarında ise arılar dışarıda oldukları için bulaşma fazla değildir. En yaygın bulaşma kovanını şaşıran enfekte erkek arılarla olmaktadır. Asıl yayılma yolu ise temasla olmaktadır.
ZARARLARI VE MÜCADELE YÖNTEMLERİ
Delici ve emici ağız parçaları ile trakeanın iç yüzeyini tahrip eder ve hemolenf emerler. Trakeadaki yaralardan sekonder olarak diğer mikroorganizmalarda vücuda girer. Sızan fakat emilmeyen hemolenf kuruyarak soluk borusunun çevresinde bir kabuk oluşturur. Akarın toksini uçma kaslarını paralize ederler. Trakea içinde larva gömlekleri, akarın dışkısı ve yumurtaları yapıştırmak için salgıladıkları zamklı madde birbirine karışırve soluk borusu tıkanır. Oksijen alımı azaldığı için arı ölür. Akar trakeada bulunduğundan mutlaka fumigant ilaçlar kullanılmalıdır. Bunun için birçok ilaç vardır, ancak ülkemizde kullanımına izin verilmiş yalnızca Formiset vardır. Ancak fumigant olarak varroaya karşı kullanılan ilaçlar bu parazitede etkir.

TAŞ HASTALIĞI 

Etmeni: Aspergillus flavus, Aspergillus fumigatus, ve diğer mantar türleri

o Zoonoz bir hastalıktır. İnsanlarda üst solunum yollarında enfeksiyonlara sebep olabilir.
o Aspergillozisin sonucu olarak oluşan toksin bir hepatotoksin yapıdaki aflatoksindir.

BULAŞMA VE YAYILMA
Bu funguslara toprakta yaygın olarak rastlanılmakla birlikte bal arıları, böcekler, memeliler ve kuşlara zararlı etkileri bulunmaktadır. Hastalığın erken dönemlerinde teşhisi oldukça güç larvadaki gelişmesi çok hızlı olmaktadır. Hastalığın ileri safhalarında larvaların başının arka kısmına yakın beyazımsı sarımtırak yüzük şeklinde bir halka gözlenmektedir. Larva ölümden sonra sertleşerek kırılması güç bir yapıya dönüşmektedir. Bu sebepten dolayı hastalık taş hastalığı olarak isimlendirilmiştir. Sonuç itibariyle Fungus larvanın vücut duvarını patlatarak yalancı bir dış kabuk oluşturur. Bu devrede larvaların dış yüzeyleri yeşil renkli fungal sporlar tarafından kaplanabilmektedir. Temizlikçi arılar gözleri temizlerken sporları diğer larvalara bulaştırarak kolonide hastalığın yayılmasına neden olurlar. Taş hastalığı çoğunlukla larvalar üzerindeki belirtilere bakılarak teşhis edilebilmekle beraber, tam bir teşhis için kültürü alınmalıdır.

KORUNMA
Kovan havalandırmasına dikkat etmek gerekmektedir.
Sonbaharda kovanlardan alınan fazla petekler iyi muhafaza edilmelidir.
Petekler üzerinde kalan besin artıkları taş hastalığı etmenlerinin depolama sırasında çoğalması için oldukça iyi bir ortam oluşturmaktadır.
Depoya kaldırılan petekler etkili bir fumigasyon yöntemi ile (formalin, etilen oksit vs.) steril hale getirilmelidir.
Hastalıklı kovanlardan elde edilen ballar insan beslenmesinde ve arı beslenmesinde kullanılmayarak yakılmalıdır.


KARNİOL ARISI VE BAZI İSTATİSTİKLER

Posted on: Ağustos 4th, 2010 by
Comments Requested

Saf karniyol anaç ve kızları
Karniyol işçişi
Saf karniol işçileri, renk ve görümünleri.
www.samsuntarim.gov.tr/teknikbilgiler/liftletler/ari/karniyol.pdf

Karniyol Arısı
Karniyol (Apis mellifera carnica Pollm 1978) Arısı ve Ülkemiz Arıcılığı İçin Önemi

Cahit ÖZTÜRK
Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Erdemli/MERSİN

Ali KORKMAZ
Tarım İl Müdürlüğü, Çiftçi Eğitimi ve Yayım Şube Müdürlüğü SAMSUN

Öz
Dünya arıcılık sektöründeki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de bu sektör birkaç yıldır yeni bir ivme kazanmıştır. Koloni başına arı ürünleri üretiminin artırılması amacı ile yapılan çalışmalar özellikle birkaç arı ırkı üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu amaçla şu anda dünya üzerinde yaygın olarak daha çok İtalyan (Apis mellifera ligustica) ve Karniyol (Apis mellifera carnica) arıları kullanılmaktadır.

Anahtar Kelimeler : bal arısı, karniyol arısı, arı ıslahı

Carniola Bee (Apis mellifera carnica Pollm 1978) and Important for Our Country

Abstract
Beekeeping sector at our country has been von swifness as parallel to development on beekeeping sector of world. Researches on interms of increasing yield of bee products per colony were focused some bee races. İtalian and carniolan bees were commonly used for breeding studies.

Key Words : honey bee, carniolan bee, bee breeding

Giriş
Ülkemizde arıcılık sektörünün hızlı gelişimini sağlamak ve dünya da arıcılık ve arı ürünleri üretiminde daha fazla söz sahibi olmak amacı ile birkaç yıl içerisinde yeni bir takım organizasyon ve düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar arıcılık sektörümüze yeni bir ivme kazandırmıştır. Yakalanan bu ivmeyi hızlandırarak büyük ilerlemeler sağlamak olasıdır. Bugün tüm tarım sektöründe olduğu gibi birim alan veya canlıdan daha fazla ürün elde edebilmek için mevcut verimli ırk ve alanların kullanımının yanı sıra bir takım iyileştirme ve ıslah çalışmaları yapılmaktadır. Arıcılık sektörüne baktığımız zaman şu anda dünyada en çok kullanılan iki arı ırkı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi İtalyan arısı ikincisi ise Karniyol arısıdır. Bu arı ırklarının yanı sıra Kafkas arısı, Esmer arı, Anadolu arısı gibi birçok ırk ve ekotip birtakım avantajlı özellikleri nedeni ile ıslah çalışmalarında kullanılmakta ve gen kaynağı olarak korunmaktadır.
Ülkemizde de İtalyan ve Karniyol arıları başta olmak üzere farklı ırklar değişik yollar ve amaçlar ile getirilip kullanılmıştır ve halen de kullanılmaktadır. Bu arıların kullanımı ile ilgili çalışma ve gözlemler de oldukça ümit vardır. Ancak yurt dışı orijinli arı materyallerinin ülkemize girişinde vasıflı ve sağlıklı olmasını mutlaka denetlemek gerekmektedir. Bu nedenle yurt dışı orijinli arı ırkları kontrollü olarak getirilip kullanılmalı, ancak ülke sınırlarımız içerisinde mevcut arı ırk ve ekotiplerimizin de gen kaynağı olarak korunması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Anavatanı ve Yayılışı
Karniyol arısının anavatanı Slovenya’dır. Şu anda bütün kıtalara yayılmış durumdadır. Aynı zamanda dünya üzerinde İtalyan arısından sonra en yaygın ikinci arı ırkıdır. Slovenya başta olmak üzere Hırvatistan, Avusturya, Bosna Hersek ve Sırbistan’da yaygın olarak bulunmaktadır. Ancak iyi özellikleri, verimliliği ve sakinliği nedeni ile dünyanın değişik bölgelerine götürülmüştür.

Görünüş Özellikleri
Koyu renkli, kısa ve sık bir kıl örtüsüne sahiptir. Gri renkli arılar olup abdomenin 2. ve 3. segmentleri üzerinde kahverengi benekler veya bazen da kahverengi bantlara rastlanabilir. Erkek arıların tüyleri gri grimsi kahverengi arasındadır. İşçi arılar gri ve siyah çizgili görünürken ana arılar da daha çok gri ve kahverengi bantlar hakimdir.
Davranış özellikleri
Arı ırkları içerisinde en uysal arı ırkıdır. Yavru üretme yeteneği çok iyi olup ilk baharda 16-22 bin mevcutlu bir koloni %450’lik bir artışla ana nektar akımı öncesi Haziran ayında yaklaşık 80 binlik mevcutlara kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle ilkbahar mevsiminde gelişmesi iyi ve hızlı olmaktadır.

Kışlama yeteneği de çok iyidir. Kışa küçük bir populasyon ile girip az bal tüketerek daha ekonomik geçirmektedir. Örneğin aynı koşullarda İtalyan arısının 16-22 kg/koloni bal tüketerek kışladığı ortamda karniyol arısı 5-9 kg/koloni bal ile kışlayabilmektedir. Karniyol arısının en uygun kışlama sıcaklığı –5 ile +5C arasıdır. Çok çalışkan bir arı olup yağmacılık eğilimi oldukça azdır. Ancak oğul verme eğilimi yüksektir. Oryantasyon yeteneği oldukça iyi gelişmiştir. Propolis toplama eğilimleri azdır. Yavru çürüklüğü hastalığına ve nosemaya karşı dayanıklıdır. Çevre şartlarındaki değişikliklere karşı adaptasyon yeteneği yüksektir. Özellikle kışı sert ve uzun geçen Avrupa ülkelerinde en çok tutulan arı ırkı durumundadır. Karniyol arılarının diğer ırklarla melezlerinden oldukça verimli uysal ve kuvvetli koloniler elde edilmektedir.

Ülkemiz Arıcılığı İçin Önemi
Ülkemiz farklı ekolojik ve iklim özelliklerine sahip bölgeleri ile arıcılık konusunda dünya çapında iyi bir potansiyele sahiptir. Dünyadaki tarımsal gelişmelere parelel olarak arıcılık tekniği ve yenilikleri biraz yavaş da olsa ülkemizde de uygulanmaya başlamaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı önderliğinde arıcıların Arı Yetiştiricileri Birliği adı altında örgütlenme faaliyetleri hızlanmış, son birkaç yıl içerisinde yeni yönetmelik ve düzenlemeler yapılmıştır. Tüm bu çalışmalar arıcılık sektöründe geçmiş yıllara oranla büyük atılımlar yaşanmasına neden olmuştur.

Tarımda verimliliğin etkileyen iki temel esastan biri olan genetik yapı nesilden nesile aktarılır ve kolaylıkla değiştirilemezler. Verimi etkileyen ikinci unsur ise çevre faktörleridir. Birim alandan veya canlıdan verimliliği artırmak için her iki faktörün de uygun olması gerekir. Bir canlının yapısını değiştiremeyiz, ancak sonraki nesilleri veya o canlıyı üretim dışı bırakarak farklı genetik yapıdaki canlıyı getirerek genetik yapıyı değiştirebiliriz. Ancak genetik yapının değişiminde çevre şartlarına uygunluk çok önemlidir. Bu nedenle kademeli olarak ıslah çalışmalarının yürütülmesi daha başarılı olacaktır. Yine çevre faktörlerinde de bir takım iyileştirmeler yapılabilir. Örneğin arıcılık açısından baktığımızda bakım ve besleme koşullarının iyileştirilmesi ve flora değişikliği iyileştirme olabilir. Dünya üzerinde bu amaçla yapılan çalışmalarda en fazla kullanılan arılar olan İtalyan ve Karniyol gibi arı ırkları ile bazı ıslah çalışması ürünleri (örneğin Buckfast arısı) gibi materyaller değişik yollar ile ülkemize getirilip kullanılmaktadır. Bu arılar ile yapılan bilimsel araştırmalar da vardır. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlara ve dünyada yapılan çalışma sonuçlarına göre bu arı materyallerinin ülkemizde kontrollü olarak kullanılmasının faydalı olacaktır. Ancak özellikle şunu belirtmekte fayda vardır. Ülkemizde Anadolu arısının Muğla ekotipinin ve Kafkas ırkının korunması ve yapılacak ıslah çalışmalarında mutlaka kullanılmaları gerekmektedir.Ayrıca yurt dışından getirilecek materyali Bakanlık ve Üniversiteler işbirliği ile hastalık ve zararlı bulaşmasına karşı kontrol edilerek getirilmesi ülke arıcılığımızın geleceği açısından oldukça büyük önem arz etmektedir.

Kaynaklar
Krvina, A., Mihelič, J.: Slovenia-country of good bee-keepers. Ljubljana, Domus,1995, s. 3-13
Poklukar J., Babnik J., Božič J., Božnar A., Debelak M., Gregorc A., Jenko – Rogelj M., J Jelenc J., Kresal D., Meglič M., Rihar J., Senegačnik J., Stark J., Strmole B., Šivic F., Vidmar U., Zdešar P.: Od čebele do medu. Kmečki glas, 1998 , 472 s.
Rihar, J.: Vzrejajmo boljše čebele. Ljubljana, 1972, 158 s.
Rinderer TE: Bee Genetics and breeding. Academic press inc., 1986, 425 s.
Ruttner F.: Naturgeschichte der Honigbiene. Ehrenwirth Verlag, 1992, 357 s.
R.E. Page and H.H. Laidlaw. 1985. Closed Population Honey Bee Breeding Program. Bee World, Vol. 66, pp. 63-72.
W. C. Rothenbuhler. 1980. Necessary Links in the Chain of Honey-Bee Stock Improvement. American Bee Journal, Vol. 120, pp. 223-225, 304-305.
New World Carniolan Breeding Program, accessed November 12, 2002
Cobey S. and T. Lawrence. 1988. Commercial Application and Practical Use of The Page-Laidlaw Closed Population Breeding Program. American Bee Journal, Vol. 128, Vol. 5, pp. 341-344.
The Ohio State University Honey Bee Breeding Program, accessed November 12, 2002


KARNİYOL ARILAR VE ANALAR

Posted on: Ağustos 4th, 2010 by
Comments Requested

Bu günlükte karniyolla ilgili bilip bilmediklerimiz yeniden gözden geçirilecektir. Ülkemizde karniyolla alakalı yazılara bakın hepsi bir yerden çeviri yapılarak yazılmış ve hepsi aynı tarz yazılardan oluşmaktadır. Bilimsel yazılar bile bu günkü karniyolun geldigi noktadan habersiz.
Dünyada en çok kullanılan ırk İtalyan arısı, ikici sırada ise karniyol gelmektedir. Ne yazıkki bizim ırklarımızdan birisi olan karniyol burada tanınmamakta, tanıtılsada yanlış tanıtılıyor.
62 Nolu Saf Karniyol Damızlık Anaarı.
63 Nolu Saf Karniyol Damızlık Anaarı.
65 Nolu Saf Karniyol Damızlık Anaarı.
Karniyol f1 anaarı.
Karniyol F1 anaarı.

Arılı Çiçekler

Posted on: Ağustos 4th, 2010 by
Comments Disabled

Sığır kuyruğu otu ve Aslanağzı çiçeğinde arılar


Resim

Posted on: Ağustos 4th, 2010 by
Comments Disabled


Çiçekler

Posted on: Ağustos 4th, 2010 by
Comments Disabled


Bal Arısı Kolonisi

Posted on: Haziran 28th, 2010 by
Comments Requested

Bal Arısı Kolonisi, Koloni Bireyleri ve Görevleri:
Bal arıları, koloni adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal böceklerdir. Koloni hayatında yardımlaşma ve iş bölüşümü esas olup kolonideki her bireyin kendine özgü görevleri vardır.

Bir arı kolonisinde ana arı, işçi arı ve erkek arı olmak üzere üç farklı birey vardır. Ana arı ve işçi arılar dişi bireyler olup döllü yumurtalardan gelişirlerken, erkek arılar dölsüz yumurtalardan gelişirler. Arı kolonilerinde kışın sadece dişi bireyler  mevcut olup, erkek arılar ilkbaharda yeni sezonla birlikte görülürler.

İşçi Arı, Erkek Arı, Ana Arı
İşçi Arı, Erkek Arı, Ana Arı

Ana Arı ve Görevleri:
Her kolonide normal koşullar altında bir ana arı vardır. Vücut yapısı ince ve uzun, rengi diğer bireylere göre daha açık, canlı ve parlaktır. Ana arıların tek görevi yumurtlamak ve salgıladığı feromonlarla kovan içinde birliği ve düzeni sağlamaktır. Bunlar haricinde hiçbir iş yapmadığı gibi bakım ve beslemesi de işçi arılar tarafından yapılır. Yaşamı boyunca sadece çiftleşme amacıyla ve koloninin oğul vermesi durumunda kovan dışına çıkar. Ana arıların ortalama yaşam süreleri 3-5 yıl olmakla beraber 7 yıla kadar yaşayabilir, ancak ekonomik ömürleri en fazla iki yıldır. Bu nedenle her yıl en geç iki yılda bir koloninin ana arısı değiştirilmelidir.

Ana arılar döllü yumurtalardan meydana gelirler. Yumurtlanan döllü yumurta larva aşamasının 6 günü boyunca yoğun arı sütüyle beslenir ve gelişimini 16 günde tamamlayarak ergin bir ana arı halini alır. Ana arı gözden çıktıktan sonra 6-8 gün sonra güneşli, rüzgarsız ve sıcak bir günde çiftleşme uçuşuna çıkar. 8-10 erkek arıyla çiftleşir. Eğer çıktığı çiftleşme uçuşunda yeter sayıda erkek arıyla çiftleşemezse sonraki günlerde 2-3 defa daha çiftleşme uçuşuna çıkar. Çiftleşmesini tamamlayan ana arı kovana döner ve 2-3 gün sonra yumurtlamaya başlar. Kovan içi koşulların iyi olması durumunda kaliteli bir ana arı günde 1.500-3.000 yumurta yumurtlayabilir.

Ana arı da abdomeninin son kısmında bir iğneye ve buna bağlı bir zehir kesesine sahiptir. Ana arı iğnesini kovandaki rakip ana arılara ve ana arı memelerine karşı kullanır. İşçi arılar gibi iğnesi kopmadığından iğnesini kullanan ana arı ölmez.

Ana arı salgıladığı feromon ile işçi arıları etrafına çeker, kolonide birliği ve düzeni sağlar. Feromon kokusunu algılayan işçi arılar kolonideki işleri düzenle yürütürler. Aynı zamanda bu feromonlar işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini ve kolonide yeni bir ana arı yetiştirmelerini önler. Herhangi bir nedenle ana arısız kalan ve ana arı yetiştirme olanağı olmayan bir kolonide işçi arılardan bazılarının yumurtalıkları gelişerek yalancı ana arı meydana gelir. Yalancı ana arılar sadece dölsüz yumurta yumurtlayabilecekleri için koloni zamanla erkek arılarla dolar ve söner.

Erkek Arı ve Görevleri:
Döllenmemiş yumurtalardan meydana gelirler ve koloninin en iri bireyleridir. Tek görevleri dölsüz ana arılarla çiftleşmektir. Çiftleşme sonunda üreme organlarını kaybettiklerinden ölürler.

Erkek arılar kısa dile sahip olduklarından çiçeklerden nektar alamazlar, ancak petek gözlerinden ve işçi arılardan gıda alabilirler. Çok iyi bir tüketici olduklarından nektar kaynakları azaldıkça ve kışa yaklaştıkça işçi arılar tarafından kovandan atılarak ölüme terk edilirler. Geç sonbaharda ve kış aylarında kovanda erkek arı bulunmaz. Oğul mevsiminde sayıları 500- 2.000 arasında değişmektedir. Ömürleri ortalama 30 gündür. Erkek arıların iğnesi olmadığı için kendilerini koruyamazlar.

Erkek arıların petek üzerindeki gözleri işçi arı gözlerine oranla daha büyüktür. İşçi arılar büyük gözlü petek yaparak veya erkek arı larvalarını tahrip ederek kovandaki erkek arı sayısını kontrol altında tutarlar.

İşçi Arılar ve Görevleri
Koloninin en çalışkan ve kalabalık bireyleridirler. Döllü yumurtalardan 21 günlük bir gelişme döneminden sonra meydana gelirler. Koloni içindeki sayıları kışın 10.000-15.000 kadarken yaz aylarında koloninin en güçlü olduğu dönemde sayıları 60.000-100.000’e kadar çıkabilmektedir. Ömürleri ilkbahar ve yaz aylarında 35-40 gün iken kışın 5-6 ay yaşayabilmektedirler. Yumurtlama dışındaki tüm işleri işçi arılar yaparlar.

İşçi Arıların Görevleri:
1)   Kuluçka süresini tamamlayıp petek gözünden çıkan işçi arılar yaşamlarının ilk üç gününde kendini temizler, besleyici arılardan yiyecek alarak beslenir, yavru gözlerini temizler ve kuluçka sahasında dolaşarak gerekli sıcaklığın oluşmasını sağlarlar.
2)   3-6 günlük işçi arılar petek gözlerinden aldıkları çiçek tozu ve bal ile hazırladıkları karışımla yaşlı larvaları beslerler.
3)   5-15 günlük işçi arılar arı sütü salgılayarak genç larvaları ve ana arıyı beslerler. Yavaş yavaş kovan önünde uyum uçuşu yapmaya başlarlar.
4)   12-18 günlük işçi arılar balmumu salgılayıp petek örer ve kovan temizliğini yaparlar.
5)   18-20 günlük işçi arılar kovan uçuş deliği önünde ve uçuş tahtası üzerinde bekçilik yaparlar.
6)   20. günden sonra artık işçi arılar artık kovan dışında çalışmaya başlarlar. Kovana nektar, polen vs. getirirler.

Bu düzenli iş bölümünün yanında işçi arılar ihtiyaç duyulması durumunda 20-25  günlük olduğunda da arı sütü salgılayabilir. Yani arılar değişen koşullara göre hareket ederek yaşlarına uymayan işleri de yapabilmektedirler.

İşçi arılar 20 günlerini doldurduktan sonra tarlacı arı olarak  kovan dışında çalışmaya başlarlar. Bu dönemde arılar kovana polen, nektar, propolis ve su taşırlar. Polen toplama uçuşuna genellikle sabahın erken saatlerinde başlarlar. Ağız parçaları bacakları ve vücudu örten sert kıl örtüsü yardımıyla poleni toplayıp arka bacaklarındaki polen sepetlerinde biriktirip kovana taşırlar. Uçuşa çıkan arı sadece polen toplayarak kovana dönebileceği gibi bazen hem polen hem de nektar alarak da kovana dönebilir. Kaynağa bağlı olarak arının bir seferde taşıyabileceği polen yükü 12-30 mg., ortalama 15mg. civarındadır. Pratikte arı kendi vücudunun üçte biri ağırlığında polen taşıyabilir. Bir arı günde ortalama 5-8, en fazla 11-20 polen seferi yapabilir ve polen sepetini 6-10 dakikada doldurur. Arının en yoğun polen topladığı dönem yaz ayları ile yavru yetiştirme aktivitesinin yüksek olduğu dönemdir.

Arılar nektarı hortumları ile emerek alırlar. Her seferinde arı kendi vücut ağırlının %70-85’i kadar nektar taşıyabilir. Kursağın alabileceği nektar miktarı 70-85 mg. ile sınırlıdır. Toplanan nektarın bir kısmı kaynağın kovana uzaklığına bağlı olarak uçuş sırasında arı tarafından enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla tüketir. Bu nedenle her seferinde ortalama 30-40 mg. nektar getirebilir. Hiçbir çiçek tek başına arının kursağını doldurabilecek kadar nektara sahip değildir. Bu nedenle bir nektar yükü için ortalama 100’den fazla çiçeği ziyaret etmesi gerekir. Nektara çalışan arı günde 7,5-10 saat çalışarak 10-17 nektar seferi yapar. Arı nektarı kovana getirdikten sonra 3-10 dakika arasında kovanda vakit geçirir.

Arılar kovan uçuş deliğini daraltmak, kovan içinde atamadıkları bir yabancı maddenin  üzerine kapamak veya  kovanı onarmak gibi ihtiyaç duydukları durumlarda propolis toplarlar. Bitkilerin taze sürgün ve tomurcuklarından ağız yardımıyla alırlar.  Propolis toplama işini sıcak günlerde öğleden sonra yaparlar.

Arılar kursaklarında kovana su da taşırlar. Bir arı günde ortalama 50, en çok 100 su seferi yapar. Su yüklü olarak kovana gelen arı yükünü kovandaki arılara aktarır, kısa süre dinlenir, diğer arılardan bir miktar bal alır ve tekrar su seferine gider.

Bütün bu işlemler için arılar mükemmel bir haberleşme sistemi kullanırlar. Kaynağın yerini bulan arılar kovana döndüklerinde arı dansı denilen özel bir takım hareketlerle (Arı Dansı) kaynağın yerini diğer arılara bildirirler. Arılar yaptıkları dansın türü ve sayısıyla kaynağın hangi yönde, ne kadar uzaklıkta ve ne ölçüde zengin olduğunu anlatabilmekte ve diğer arılar kaynağı kolaylıkla bulabilmektedirler. Dans içinde kaynağın çeşidine de ifade ederler.

Uçuşa çıkan arılar kendi kovanlarının yerini de çok iyi öğrenmektedirler. Bu nedenle koloni bir yere nakledildiğinde arılar çevreyi tanımak ve kovanın yerini öğrenmek için keşif uçuşları yaparlar. Kovanın yeri çok az değiştirilse bile tarladan dönen arı kovanın eski yerine gelir.

Arı Irkları
Arı ırkları büyüklük, renk, dil uzunluğu, vücudun kıl örtüsü, balmumu bezlerinin şekil ve büyüklüğü, kanat damar yapısı ve kanat uzunluğu gibi özelliklerle birbirlerinden ayrılırlar. Bu güne kadar yapılan taksonomik çalışmalarda dünyada 24 arı ırkı saptanmıştır. Bunlardan ancak bazıları ekonomik değer taşımaktadır ve ekolojik şartların elverdiği her yerde yetiştirilirler. Ekonomik değer taşıyan arı ırklarının başında İtalyan, Karniyol ve Kafkas arı ırkları gelir.

İtalyan Irkı
Bu ırk genelde ılıman iklim kuşaklarında yetiştirilir. İnce karın ve nispeten uzun bir dile sahiptir. Kitin rengi karın altında ve 2-4. halkalarda daha parlaktır. Bu ırkta kıllar sarımsı renkte olup bu durum erkek arılarda daha belirgindir. Sakin yaradılışlıdırlar. Çoğalma kabiliyetleri fazladır. Yavru büyütme özellikleri iyi, oğul verme meyilleri zayıftır.

Karniol Irkı
Karniol arısı ince yapılı ve uzun dillidir. Kısa ve sık bir kıl örtüsüne sahiptirler. Gri arılar da denilen Karniol arısının kitini çok koyu renktedir ve genellikle 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi noktalar, bazen de kahverengi çizgiler vardır. En sakin ve uysal arı ırkıdır. Yavru verimleri çok iyidir. Küçük aileler halinde kışladıklarından yiyecek tüketimleri azdır. Polen miktarı yeterli olduğu sürece yavru büyütme işlemi uzun süre devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu süratle azalır. Çok sert iklim şartlarında kışlama yetenekleri iyidir. Oğul verme eğilimleri yüksektir.

Kafkas Irkı
Kafkas arı ırkı biçim büyüklük ve kıl örtüsü bakımından karniol arısına benzer. Kitin rengi koyudur fakat birinci karın halkası üzerinde kahverengi noktalar görülür. Bilinen arı ırkları içinde en uzun dile sahip arı ırkıdır. Uysallıkları ve petek üzerindeki sakinlikleri bu ırkın en tipik özellikleridir. Yavru verimleri yüksektir ve kuvvetli aileler meydana getirirler. Fakat en kuvvetli oldukları devre yaz ortasıdır.

Yerli Irklar
İsimlerini yetiştirildikleri bölgeden almakla beraber belirli bir ırk özelliği göstermemektedirler. Fakat genellikle Anadolu arıları esmer renkte, uysal, sakin tabiatlı, kışlama kabiliyetleri iyi, çalışkan ve mukavim arılardır ve yağmacılığa fazla meyilli değildirler.


Arılarda Haberleşme

Posted on: Haziran 28th, 2010 by
Comments Requested

Bal arılarında haberleşmenin esasını ses, ışık gibi fiziksel uyarılar, koku, tat gibi kimyasal uyarılar ve kesin olmamakla birlikte elektriksel uyarılar teşkil etmektedir. Bütün bu uyarılar diğer bireylerin özel duygu organları tarafından algılanabilmektedir örneğin bir tarlacı işçi arı çevresinde polen yan da nektar kaynağı bulduktan sonra kovana döndüğü zaman, bu besin kaynağının yerini ve uzaklığını diğer arılara haber vermek için belirgin şekillerle işaret verici özel hareketler yapmaktadır. Arıcılık terimleri arasında buna “arı dansı adı verilmektedir.

Tarlacı işçi arıların kovan içerisinde yaptıkları bu hareketler, arıcıların uzun yıllar önce dikkatini çekmiş ancak bunun bilimsel bir açıklaması 1970 yılında bu konuda yaptığı araştırmalarla Nobel ödülü kazanan ünlü alman bilgini Von Frish, her özel hareketin ayrı bir anlam taşıdığını açıklamıştır. Bu araştırıcı 1967 yılında ilk defa iki tip arı dansının varlığını ortaya koymuştur. Bunlardan birincisi dairesel dans (dönme dansı), ikincisinin ise kuyruk sallama dansı (kuyruk dansı)’dır.

Keşif uçuşu yapan arılar herhangi bir kaynağı buldukları zaman taşıyıcı arılara haber vererek onları kaynağın bulunduğu yeri haber vererek onları kaynağın bulunduğu yere yöneltirler.

Bilgiler dans hareketleriyle şu şekilde aktarılmaktadır:

 

Vücut kıllarına sinmiş olan ve ayrıca koku bezi adı verilen bezlerde tutulan kokudan veya taşınan nektar ve polenden, kaşif arının bulunduğu besin kaynağının ne olduğu anlaşılır.Besin kaynağının yeri, yönü ve verimliliği, dansın süresi, şekli ve sayısıyla ilgilidir.

Dans süresi içinde dansın şekli, ahengi ve hızı, yerçekimi ve güneşin bulunduğu yere göre değişir ve gerekli mesajlar iletilir. Teknik Arıcılık (1986, sayı: 8).

 

Dairesel Dans

Dairesel dans kovana uzaklığı 100 m. Yarıçaplı bir daire içerisinde olan besin kaynaklarının yerini tanımlamada kullanılan oldukça hızlı ve ani hareketlerle yapılan bir danstır. Dairesel dans petek üzerinde çok dar bir alanda yapılır. Dans için kullanılan alanın yarıçapı işçi arının boyundan biraz fazladır. Dans eden arı ara sıra petek üzerinde dans yerini değiştirir ve genellikle kendisini izleyen 1-6 kadar işçi arı vardır. İzleyici arılar antenleriyle dansçıya dokunarak dansı uygulamaya çalışırlarsa da hiçbir zaman aynısını yapamazlar. Dairesel dans daha çok 100m. Etrafındaki nektar kaynaklarının varlığını bildirmek için kullanılır, uzaklık ile yönü tanımlamaz. İzleyici arılar,kaynağının cinsini dansçıyı antenleriyle yoklamak suretiyle üzerine bulaşık materyalden anlarlar Genç (1994).

Dairesel dans, besin kaynağının kovana 100 metreden daha yakında olduğunu haber vermektedir.

 

Kuyruk Sallama Dansı

Besin kaynağı eğer kovanın bulunduğu noktadan 100 metreden daha uzakta ise, kaşif arılar kovana döndükten sonra diğer arıların ortasında kuyruk sallama dansı yapmaktadırlar. Bu dans esnasında arı abdomen kısmını sallar ve yarım daire çizerek ilerler. Bu şekil tamamlandıktan sonra keskin bir geri dönüş yaparak dairenin diğer yarısını tamamlar ve çizilen çemberin ekseni üzerinde tekrar yukarıya doğru ilerler. Bu şekilde tamamladığı zaman keskin bir geri dönüş yaparak dairenin diğer yarısını tamamlar ve çizilen çemberin ekseni üzerinde tekrar yukarıya doğru ilerler.

Bu hareketler kovanların kontrolleri esnasında tecrübeli arıcılar tarafından kolaylıkla petekler üzerinde izlenebilir.

Dans yönünü ;kovanın yeri bitki kaynağı ve güneş arasındaki açılar tayin etmektedir. Güneşin durumu değiştikçe, bu açılarda değişeceğinden buna bağlı olarak dansın yönü de değişmektedir.

Eğer besin kaynağı güneş yönünde ise keşif arı petek üzerinde başı yukarı gelecek şekilde, aksi tarafta ise başı aşağıya gelecek şekilde daire ekseni üzerinde hareket eder. Kaynak diğer yönlerde ise belirgin açılar çizerek kovanın hangi yönüne gidilmesi hakkında bilgi aktarılır. Örneğin besin yeri, kovanın yönünde güneşle 40° C ‘lik bir açı yapacak şekilde eğimli olmalıdır.

Kuyruk sallama dansı bulunan besin kaynağının 100 m. ‘den uzakta olduğunu işaret etmektedir.

İşçi arının kuyruk sallama dansı, Dans yönleri, güneşin farklı pozisyonu ve besin kaynağının farklı yönlerde olması ile değişmektedir.

Besin kaynağı, kovan – güneş doğrultusunun 40° solunda ise uçuş ekseni düşey eksen ile aynı açı değerinde olmaktadır.

Besin kaynağının kovana olan uzaklığı ise, dans temposunun hızlı veya yavaş olmasıyla anlatılmaktadır. Örneğin bitki kaynağının uzaklığı ile her 15 saniye içinde tekrarlanan kuyruk sallamasının sayısı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Bu durum aşağıdaki tablo 1 ‘de açıklanmıştır.

Besin kaynağının kovana olan mesafesini koloni bireylerine bildirmek, besin yönünün tayini ile ilgili haberleşme kadar önemlidir ve arılara büyük avantaj sağlamaktadır.

 

Diğer Danslar

Bal arılarının besin yeri ve yönünü tayin eden dansları dışında ;tehlikeyi haber veren alarm dansı temizlemek için yapılan temizlenme dansı, huzur ve memnuniyet ifade eden DVAV dansı ve petek kenarlarında yapılan mesaj dansları vardır. Teknik Arıcılık ( 1986, Sayı 8 ).


Arıcılık Yönetmeliği

Posted on: Haziran 28th, 2010 by
Comments Requested

Resmi Gazete Tarihi: 25.05.2003 Resmi Gazete Sayısı: 25118

 

ARICILIK YÖNETMELİĞİ

 

BİRİNCİ BÖLÜM :

Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak ve Tanımlar

Amaç

Madde 1 – Bu Yönetmeliğin amacı; arıcılık konusunda büyük potansiyele sahip ülkemizde; yetiştiricilik, araştırma, gen kaynaklarının tespiti, muhafazası, ıslahı, yetiştiricilik için yeni hatların oluşturulması, damızlık materyalin ithalat ve ihracatı, ticari maksatla ana arı yetiştiriciliği temel esaslarının belirlenmesi, bahsi geçen işletmelerde yapay tohumlama yapılmasında aranacak kriterlerin belirlenmesi ve yaygınlaştırılması, arı sağlığının korunması amacına yönelik tedbirlerin alınmasıdır.

Kapsam

Madde 2 – Bu Yönetmelik; arıcılıkla ilgili her türlü üretim, araştırma, ıslah, damızlık materyali elde etme, sabit ve gezginci arıcılık konusunda esasların belirlenmesi, arı sağlığı ve nakli hususlarında gerekli tedbirlerin alınması, alet, makine ve malzemelerin standardizasyonu, eğitim, projelendirme, ballı bitkiler tarımının geliştirilmesi, ana arı yetiştiriciliği, bal arılarında yapay tohumlama konularını kapsamaktadır.

Hukuki Dayanak

Madde 3 - Bu Yönetmelik; 3755 sayılı Yetki Kanununa istinaden çıkarılmış 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 560 sayılı Gıdaların Üretimi,Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname ile 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanununun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

Madde 4 – Bu Yönetmelikte geçen;

Bakanlık: Tarım ve Köyişleri Bakanlığını,

Arıcı Birlikleri: Her ilde arıcıların oluşturdukları İl Birliklerini,

Türkiye Arıcılar Merkez Birliği (TAB): İllerde kurulan arıcılık örgütlerinin oluşturduğu ve arıcıları temsil eden üst birliği,

Arıcı Kimlik Belgesi: Arıcıya TAB tarafından verilen belgeyi,

Arıcılık: Arıyı canlı materyal halinde kullanmak suretiyle, arı ürünleri üzerinde araştırıcı, öğretici ve üretici olarak fiilen yapılan çalışmaları,

Arıcı: Arıcılık işlerini meslek edinen ve geçimlerini kısmen veya tamamen bu yoldan kazananları,

Ana Arı Üretimi: Aşılama tekniği kullanılarak, damızlık olarak seçilmiş arı materyalinin çoğaltılmasını,

Arı Yoğunluğu: Bir bölgede flora ve ekolojik şartlar dikkate alınarak, mevcut kovanların verimini düşürmeden, birim alanda bulundurulabilecek arılı kovan miktarını,

Arılık: Arılı kovanların bulunduğu açık ya da kapalı tesis ve yerleri,

Arı Ürünleri: Arıcılık çalışmaları sonunda üretilen bal, balmumu, propolis, arı sütü, arı zehiri, polen, ana arı, erkek arı, işçi arı ve oğulu,

Ana Arı Üreticisi: Ana Arı Yetiştiricisi Sertifikası sahibi olup, ana arı üretip satan kişi veya tüzel kişileri,

Koloni:Yumurtlayan ana arısı bulunan ve koloni faaliyetlerinin sürdürüldüğü arı ailesini,

İzole bölge: Saf ırk veya hibrit ana arı üretilecek ise; sadece saf ırkın veya üretilecek hibritin baba hattını oluşturan kolonilerin bulunduğu çiftleştirme mekanı ve bu mekanın yarıçapı en az 15 km olan, yabancı kolonilerden arındırılmış alanı,

Yapay Tohumlama: Çiftleşme olgunluğuna gelmiş ana arının alet altında yaklaşık 8- 10 erkek arının spermi alınarak CO2 ile bayıltıldıktan sonra yeteri kadar (yaklaşık 8 mm³) spermin ana arıya mikroskop altında enjekte edilmesini, (spermatheaca’da depolanan spermatozoid miktarının yeteri kadar yani yaklaşık 2-6 milyon düzeyinde olmasını),

Kovan: Taşınabilir arı ailesi barınağını,

Temel petek: Ham maddesi saf balmumu olan, mekanik olarak tekniğine göre, sterilize edilerek imal edilen levhaları,

Dernek: Arı üreticilerinin oluşturdukları mesleki dayanışma kuruluşunu,

Polinasyon: Bitkilerde tozlaşma faaliyetini,

Propolis: Arı reçinesi, karamumu,

Polen: Çiçek tozunu,

 

Gezginci Arıcı: Bitkilerdeki farklı çiçeklenme döneminden üst düzeyde faydalanmak ve kış koşullarından arıyı korumak maksadıyla kolonilerini yer değiştiren arıcıyı,

Sabit Arıcı: Tüm yıl boyunca kolonilerini aynı yerde bulunduran arıcıyı,

TSE: Türk Standartları Enstitüsü’nü,

(Ek:RG-13/08/2006-26258 ) İşletme tanımlama numarası: Bakanlık Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından kayıt altına alınan işletmelere verilen sayıyı,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM :

Gezginci Arıcılık

Gezginci Arıcılık Şartları

Madde 5 – Bakanlık İl ve İlçe Müdürlükleri, gezginci arıcıların konaklayacakları yerleri, Bakanlık İl/İlçe Müdürlüğünde görevli, arıcılık konusunda deneyimli iki teknik eleman, varsa arıcı örgütü temsilcisinden olmak üzere bölge arıcılarını temsilen bir üreticiden oluşacak en az üç kişilik bir heyetle bölgenin bitki florasını, ekolojik yapısını, yerleşim birimlerini, varsa mevcut arı yoğunluğunu da dikkate alarak kaç koloninin yerleşebileceğini kapasiteleriyle birlikte belirler ve harita üzerinde gösterir. Arı kışlatma bölgelerinde flora kapasitesine bakılmaz. İl/İlçe Müdürlükleri gezginci arıcıların konaklayacakları yerleri belirlerken bölgenin güvenlik açısından sorunun olmadığına dair mahalli güvenlik birimlerinden olumlu görüş alırlar.

Gezginci arıcılara aşağıdaki hususlar uygulanır.

a) (Değişik:RG-08/03/2007-26456) Arılarını sevk etmek isteyen arıcı, işletme tanımlama numarası ile Bakanlığın il/ilçe müdürlüklerine başvurarak hayvan sevklerine mahsus veteriner sağlık raporu alır. Bu rapora istinaden arılarını sevk eder. Rapordaki sevk adresi ile konaklama adresi aynı olmalıdır. Konakladığı ilin il/ilçe müdürlüğüne, veteriner sağlık raporu ile başvurarak bir hafta içerisinde  Arı Konaklama Belgesini (EK-1) alır. Devlet ormanlarında konaklayacak arıcı ise, öncelikle Çevre ve Orman Bakanlığının ilgili birimlerinden alacağı izin belgesine istinaden Arı Konaklama Belgesi alır. Arıcı Kimlik Belgesi olan arıcıya konaklamada öncelik verilir. Yer gösterilmeden ve belgeleri olmadan yerleşen arıcının arıları, il/ilçe müdürlüğünün talebi ile mülki amirlikçe güvenlik güçleri marifetiyle bulunduğu yerden kaldırılır. Kaldırma sürecinde meydana gelen zarardan arıcı sorumludur. Nakliye ve işçilik ücreti arıcıdan alınır.

b) (Değişik:RG-13/08/2006-26258 ) Belirlenmiş bölgede konaklayacak gezginci arıcı, konaklayacağı yer gerçek kişiye ait ise şahısla, tüzel kişiliğe ait ise tüzel kişiliği temsil eden yetkili/yetkililerle, yapacakları anlaşmayı bir belgeye bağlar. Bu belgeye istinaden Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden Arı Konaklama Belgesi alır. Konaklanan bölge için belirlenmiş koloni kapasitesi üzerindeki taleplerde Bakanlık il/ilçe müdürlüklerince yerleşme müsaadesi verilmez.

c) (Değişik:RG-13/08/2006-26258 ) Konaklayacak arıcılar; konaklayacakları yer şahıs arazisi ise arazi sahipleriyle, köy arazisi ise köy muhtarlığıyla, diğer tüzel kişiliklere ait arazi ise yetkililerle anlaşma yapar. Arazi sahipleri dışında hiçbir kamu kurum ve kuruluşlarınca, arıcıdan konaklama ücreti dahil hiçbir ad altında ücret alınmaz. Gezginci arıcılardan arazi sahipleri dışında ücret aldığı tespit edilenler hakkında yasal işlem yapılır.

d) Gezginci arıcıların yerleştirilmelerinde, Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri yetkilidir. Yerleştirme kararlarında keyfilik olamaz. Yerleşim yerinin flora durumu, yol durumu, yerleşim yerine yakınlığı ve benzeri durumlar dikkate alınarak kararlar verilmelidir.

e) Gezginci arıcılık yapan üreticiler, konaklama yapılan yerlerde arıların çevreye zarar vermemesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.

f) Yerleşim işlemleri tamamlanmış arıcıların ve yanında çalışan kişilerin isimleri Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri tarafından o mahallin güvenlik birimlerine liste halinde bildirilir.

g) Arı gen kaynaklarının korunması amacıyla izole bölgeleri Bakanlık belirler.

h) (Ek:RG-13/08/2006-26258 ) Gezginci arıcılık ve/veya sabit arıcılık yapan arıcılar, arılarını çevreye rahatsızlık vermeyecek şekilde meskûn mahal dışında bir yerde konaklatır. Meskûn mahal ve mücavir alan sınırları içinde arı konaklatılmasında ortaya çıkan ihtilafların giderilmesinde Bakanlık il/ilçe müdürlükleri yetkilidir.

ı) (Ek:RG-13/08/2006-26258 ) Devlet ormanlarında konaklayacak arıcıların izin ile ilgili usul ve esasları Orman Genel Müdürlüğünce belirlenir.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM :

Temel Petek ve Bal Standardı

Temel Petek

Madde 6 – Temel petek üreticileri, Bakanlık İl Müdürlükleri tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilerek, petek imalinde mutlaka sterilize sistemin kurulması, balmumunun 120 °C’de 15 dakika 1 atmosfer basınç ile sterilize edildikten sonra temel petek imaline geçilmesinin sağlanması ve balmumuna parafin ve benzeri herhangi bir yabancı madde karıştırılmaması için gerekli tedbirleri alırlar.

Bal Standardı

Madde 7 - Bal Standardında; 22/10/2000 tarih ve 24208 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği esastır. Petek ve diğer arı ürünleri ile ilgili ürün tebliğleri yayımlanıncaya kadar TSE Standartları esas alınacaktır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM :

Arılarda Yapay Tohumlama, Ana Arı Yetiştiriciliği,

Arıcılık Kursu (Değişik:RG-13/08/2006-26258 )

Yapay Tohumlama Usul ve Esasları

Madde 8 - Arılarda yapay tohumlama usul ve esasları, Bakanlık tarafından yayınlanacak talimatla belirlenir.

Uygulama Yapabilecek Gerçek ve Tüzel Kişiler

Madde 9 - Yapay tohumlama yapacak gerçek ve tüzel kişiler Bakanlıktan izin almak zorundadır. İzin için Bakanlığa yazılı müracaat edilir ve yapılan inceleme sonunda uygun görülenlere sertifika düzenlenerek izin verilir.

Ana Arı Yetiştiriciliği, Arıcılık Kursu

MADDE 10 –  (Başlığı ile birlikte değişik:RG-13/08/2006-26258 )

Ana arı yetiştiriciliği ve arıcılık kursları aşağıdaki esaslar dahilinde yapılır.

a) Damızlık ana arı yetiştiriciliği uygulama esasları Bakanlıkça belirlenir.

b) (Değişik:RG-08/03/2007-26456) Bakanlık, arıcılara yönelik Ana Arı Sertifikası vermek üzere, Ana Arı Yetiştiriciliği kursları düzenler ve kurs ücretleri dahil olmak üzere bu kursların düzenlenmesine ilişkin usul ve esasları belirler.

BEŞİNCİ BÖLÜM :

Ballı Bitkiler Tarımı

Tedbirler

Madde 11 – Ballı bitkiler tarımını ve polinasyonu geliştirici ve özendirici tedbirler Bakanlıkça alınır.

Orman Ağaçlarının Kesimi

Madde 12 - Arıların istifade edebileceği orman ağaçlarının kesilmesi, Orman Bakanlığı’nın yapacağı uygun bir amenajman planı çerçevesinde uygulanır.

Amenajman planı

Madde 13 - Bal üretimi için ayrılacak orman alanların; amenajman planlarının tespiti, faydalanma zamanı, süresi, şartları, faydalanmada öncelik alacak yetiştiricilerle ilgili kriterler ve birim alana konulacak kovan sayıları, Bakanlık İl Müdürlükleri ile ilgili Orman Bölge Müdürlüğü’nün elemanlarınca tespit edilir.

ALTINCI BÖLÜM :

Zirai Mücadele Tedbirleri

Uzaklık

Madde 14 - Mevcut imkanlar ölçüsünde arılıkların ilaçlama yapılan alanlardan uzak yerlerde bulunmasına özen gösterilir. Bu uzaklığın en az 6 km. olmasına dikkat edilir.

Mücadele

Madde 15 – Zirai mücadele yapılacak yerlerdeki ve çevresindeki arıcılar mücadele yapacak kuruluş ve şahıslar tarafından 7 gün önceden haberdar edilir. Ayrıca arıcılar Bakanlık İl/İlçe Müdürlüklerinden bulundukları yöredeki mücadele programları hakkında bilgi alır. İlaçlamada aşağıdaki hususlara uyulur.

a) İlaçlamadan belirli bir süre önce, ilaçlama programına alınan bölgenin genişliği, kullanılacak ilacın cinsi, atılma zamanı, etki süresi ile bal arılarına olan etkisi kitle iletişim araçları ile arıcılara duyurulur.

b) Zirai Mücadelede bal arılarını korumak için öncelikle sıvı ilaç kullanılır.

İlaç Uygulaması

Madde 16 - Arıların ilaçlardan zarar görmelerini asgari düzeyde tutmak için ilaç tatbik edecek kişi ve kuruluşlarca aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulur.

 a) İlaçlamaların kültür bitkilerinin çiçek açtığı dönemden önce veya sonra yapılmasına dikkat edilir ve çiçek açma döneminde ilaçlama yapılmaz. Eğer bu devrede ilaç atma zorunluluğu varsa kısa sürede parçalanabilen ve arılara en az düzeyde etkili ilaçlar seçilerek, arıların aktif olmadığı zamanlarda uygulanır.

 

 

b) İlaçlanan meyve ağaçları altında veya tarla kenarlarında bulunan çiçekli yabancı otlar arı zayiatını önlemek için ilaçlamadan önce imha edilir.

c) Gerek havadan, gerekse yer aletleriyle yapılan ilaçlamada ilaçlanan sahanın dışına ilaç bulaştırılmaz. İlaç buharlarının sürüklenmemesi için rüzgarsız havada ilaçlama yapılır.

d) İlaçlamalar sırasında arıların su içtiği kaynaklara ilaç bulaştırılmaz. Ayrıca boşalan ilaç ambalajları ortada bulundurulmaz.

e) İlaçlamalar akşam üzeri veya sabahları erkenden arıların uçuş yapmadıkları, faal olmadıkları zamanlarda uygulanır. Çiçek tozları ile birlikte kovana taşınması, arı ve larvalarını öldürmesi mümkün olan toz ve ıslanabilir toz ilaç formülasyonları yerine, varsa sıvı veya granül ilaçlar, hatta çevreye en az düzeyde zarar veren kuru akışkan formülasyonlar tercih edilir.

f) Bütün ilaçlar, arılara aynı oranda toksik olmadığı ve bir selektivite bulunduğuna göre arılara daha az zarar veren fakat hastalık veya zararlıya karşı etkili olan ve önerilen ilaçların kullanılmasına özen gösterilir.

İlaçlardan Etkilenme

Madde 17- Arıcı, yetiştirici ve ilaç tatbik eden elemanlara; arıların ilaçlardan etkilenmesi ve doğabilecek zararların önlenmesi için eğitim çalışmaları Bakanlıkça yaptırılır.

YEDİNCİ BÖLÜM :

Tomruk Tahsisi, İthalat ve İhracat İzni

Tomruk Tahsisi

Madde 18 - Kovan imal edecek özel ve tüzel kişi ve kuruluşlara kereste tahsisi Orman Bakanlığınca düzenlenir.

İthalat ve İhracat İzni

Madde 19 – Damızlık arı ve damızlık arı materyalleri ile arı hastalık ve zararlılarında kullanılacak veteriner müstahzarların imal, ithal ve ihracı 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu ve bu Kanuna dayanarak çıkarılan yönetmelikler ile Dış Ticaret Müsteşarlığınca yayımlanan ithalat ve ihracat ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılır.

SEKİZİNCİ BÖLÜM :

Kontrol ve Denetim

Denetim

Madde 20 - Gerçek ve tüzel kişilerin Damızlık Ana Arı, Ana Arı Yetiştiriciliği ve Yapay tohumlama konularındaki çalışmaları Bakanlıkça belirlenmiş Uygulama Esasları çerçevesinde denetlenir. Arı yapay tohumlaması yapan gerçek ve tüzel kişiler denetleme sonucu kusurlu veya yetersiz bulunmaları halinde birinci defa yazılı olarak ikaz edilir, ihmalin veya kusurun sürdürülmesi halinde çalışma izinleri iptal edilir.

Kontrol

Madde 21 – Bakanlık İl ve İlçe Müdürlükleri arıcıların, 22/10/2000 tarihli ve 24208 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne uygun bal üretimi yapmaları için gerekli denetim ve tedbirleri alır. Ayrıca arı ürünlerinin yurt içi denetim ve kontrollerini 560 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmündeki Kararname çerçevesinde yürütür.

Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri; üretilen arı, arı ürünleri ve arıcılıkla ilgili her türlü alet, makine, petek, kovan ve arıcılık malzemesini arıcılık konusunda yetişmiş elemanlarla kontrol ettirmeye ve rapor tanzimine yetkilidir.

(Ek fıkra:RG-08/03/2007-26456) Bakanlık, arıcılık kayıt sistemine esas olmak üzere, arıcılık kayıt sisteminin oluşturulmasına ilişkin usul ve esaslar ile kovan plakasının içeriği ve standartlarını belirler.

DOKUZUNCU BÖLÜM :

Çeşitli ve Son Hükümler

Yürürlükten Kaldırılan Hükümler

Madde 22 – 23/09/1994 tarihli ve APK-MKD-B-1 -01/94-66 sayılı Bakan Onayı ile yayımlanan Arıcılık Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 23 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 24 – Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Köyişleri Bakanı yürütür.


Ana Arı Üretme Yöntemleri

Posted on: Haziran 28th, 2010 by
Comments Requested

Ana ArıBir arı kolonisinin verimi, kovandaki işçi arılarının çokluğuna, işçi arıların varlığıda doğrudan doğruya ana arının kapasitesine bağlıdır. Kısacası kovan demek, ana arı demektir.

Arı ailesinin anası herhangi nedenden dolayı telef olduğu zaman, o kovan kısa zamanda söner gider. Ananın ihtiyar, sakat veya hasta olması da kovanı olumsuz etkiler.

Ana arının yokluğu, kovan tarafından farkedilir farkedilmez arı ailesine bir miskinlik çöker.

Usta bir arıcı, kovanın anasız kaldığını dışarıdan, uçuş deliğine bakarak anlayabilir. Zira, işçi arıların artık kovana çiçek tozu taşımadıkları, fakat önemli bir şeyi kaybetmişler gibi şaşkın şaşkın birer ikişer girip çıktıkları görülür.

Gerek arı ırklarının ıslahı, gerekse anaya ihtiyaç duyan arı aileleri için gerekli anaları çeşitli yöntemler kullanarak üretebiliriz.

Birinci Yöntem:
İlkbaharda bir kovanın öksüz kaldığı anlaşılırsa, nitelikleri iyi olan bir kovandan henüz larva haline gelmemiş taze yumurtaları olan bir çerveve alınır. Çerçevenin üzerindeki arılar hafifçe süpürülür. Bu çerçeve soğuğa ve rüzgara maruz kalmadan yetim kovana götürülür. Çerçeve dikkatlice arıların en yoğun olduğu yere kovan ortasına yavaşça konur. Çerçevenin üzerine kalemle verildiği tarih yazılır. Verilen yumurtalı çerçeve ile onun her iki yanındaki çerçeveler arasında normalden birkaç milim daha fazla açıklık bırakılır. Kovanın beslenmesine ve sıcaklığına dikkat edilir.

3-5 gün sonra kovana bakıldığı zaman işçi arılar tarafından ana çerçevesindeki yumurtalı hücrelerin bir kısmının ana memeleri haline getirildiği görülür.

16 gün sonra yapılacak muayenede genç bir ananın ürkek ürkek çerveler üzerinde dolaştığı görülür. Öksüz bir kovana en pratik ana verme yöntemi budur.

Bu yöntemin en kötü yanı, arı ailesinin ortalama 20 gün çoğalma faaliyetinden geri kalmasıdır. Ayrıca bu işlem erkek arıların ortaya çıktığı zamandan daha önce de yapılamaz. Ana çıktığında daha erkek arılar ortada yoksa genç ana çiftleşmek imkanını bulamaz.

İkinci Yöntem:
Ana, ancak oğul mevsimine doğru elde edilebilir. Bu da, oğula meyleden kovanlardan üzeri kapatılmış ana memeli çerçeveleri alarak aynı şekilde diğer anasız kovana vermek suretiyle yapılır. Bu usul, kuşkusuz daha pratik ve kolaydır. Fakat bu yönteme göre arı ailesini oğula bırakmak gerekir ki; modern arıcılıkta buna izin verilmez.

Üçüncü Yöntem:
En problemsiz ve uygulaması verimli olan yöntem elde doğrudan yedek ana arı bulundurmaktır. Bunun için elde ruşet kovan denilen küçük kovanlar olması gerekir. Ama bu kovanlarda arı kolonisini uzun süre tutmak, hele hele arıyı kışlatmak zordur.

Bunun için normal bir kovan ya da ballık alınarak bölme tahtasıyla üçe ya da dörde bölünür. Bölme tahtalarının ortası açık bırakılarak buralara sinek teli çekilir. Bu sayede hem arı kolonileri kışın birbirlerinin ısılarından yararlanırlar hem de kokuları aynı olacağı için birleştirildiklerinde kavga etmezler.

Her bölüm için kovanın başka yüzüne bir uçma deliği açılır. Bölmelere güçlü kovanlardan alınan üzerinde larva haline gelmemiş taze yumurtası bulunan çerçeveler arılarıyla birlikte konur. Her bölme ayrı koloni şeklinde çalışacağı için kendilerine ana arı yaparlar. Böylece üç veya dört analı tek bir kovan elde edilmiş olur.

Bu kovanın beslenmesine ve sıcaklığına dikkat edilerek kışa sokulur. Ertesi ilkbaharda ana arı ihtiyacı olan kovanlara eldeki yedek analardan alınarak verilir. Anası alınan bölüm ya diğer bölümle birleştirilir ya da yeni ana yapması sağlanır.

Dördüncü Yöntem:
Bu yöntem, bir çerçeve üzerine birçok ana memeleri yaptırıp; analı memeleri ihtiyacı olan kovanlara aşılamaktan ibarettir.

Dört parça hazır petek el biçimi ve genişliğinde kesilerek birer parmak aralıklı olarak dilim dilim, bir çerçevenin üst çıtasına erimiş mum akıtılarak bağlanır.

Bu çerçeve, genç analı güçlü bir kovanın ortasına, yumurta konulmuş iki çerçevenin ortasına bırakılır. Birkaç gün içinde işçi arılar bu dilimleri birbirine kavuşturup, hazır petekleri ana arının yumurta koyacağı hale sokarlar. Ana arı kabartılmış gözlere hemen yumurtlar.

Yumurtalı çerçeveler kovandan geri alınır. Bu işi yaparken, çerçeveyi silkeleyip de yumurtaları telef etmemeli, sadece üzerindeki arılar yavaşça süpürülmelidir.

Şayet gömeçlerin alt kısmında yumurta konmamış gözler varsa; taze yumurtalar kenara gelecek şekilde, keskin bir bıçak ısıtılarak boş kısımlar kesilmelidir.

Bu çerçeve dikkatli bir şekilde, anası alınmış bir kovanın ortasına konur. Anasız kalan kovan verdiğimiz bu çerçeveyi uygun bularak derhal birçok hücreleri ana memesi olarak beslemeye başlar.

9-10 gün sonra, mühürlenmiş ana memelerini oluşturan bu çerçeveden istediğimiz bir memeyi etrafında 1-2 cm peteği ile birlikte keserek anasır bir kovanın uygur göreceğimiz bir çerçevesine monte edebiliriz. Montaj işi biraz dikkat ister. Ana memesinin çerçevedeki duruşu nasıl idiyse, öyle konur. İki gün sonra ana memesi verdiğimiz kovanı gözden geçirdiğimizde meme sağlam ise, aşımız tutmuş demektir. Üç gün kadar sonra da genç ana, yüksüğün başını delerek çıkmış olur. Ya da arılar, verdiğimiz yüksüğün yanını deliverirler. O zaman yeniden ana memesi aşılamalıyız.

Kaynak: www.veterinerhekimiz.com


Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234